Yazının Yazgısı

21 Nisan 2008


İSTANBUL- ‘Söz uçar yazı kalır’ lafını ilk duyduğumda, sözcüklere kanatlar takıp uçurmayı hayal etmiştim. O zamanlar hayallerim uçuk, kendim de biraz kaçıktım. Herkes gibi zamana yenildim ve olduğum yerde zıplamaya başladım. Şimdilerdeyse kendime sözcüklerden kanatlar yapıp uçmayı hayal ediyorum.
Gecenin bir yarısı, en kederli harflerden dizeler yapıp hüzünlere gark eder ya da, en sevinçli hallerimi sözcüklerle süslerdim. En yalın ve çıplak hallerimi onlarla resmeder kişisel albümüme saklardım. Yavaş yavaş açılmaya başladım, saçıldım kendimce.
Kesip sakladığım onca yazı, not düştüğüm onca kitap ve arasına en demli hallerimi sakladığım sayfalar da beni takip etti. Ödün aldığım her satır beni alıp buralara kadar getirdi. – Minnetle –
Büyük düşler kurdukça renkli çadırlarda uyuyakaldım. Sizi bilmem ama ben hep hayaller kurdum. Sözcüklerden rüyalar gördüm. Ayıldım, ama hiç kaçmadım.
Kimin başına ne geldiyse yazıdan geldi, biliyorum. Çünkü söz uçtu ama yazı hep bizi esir aldı. Kah düşündüm kah feyz aldım ve bu yazgıyla yoluma devam ettim.
Yeni durağım şimdilik burası. Serüvenin bu kısmında yine kelimelere sığınıyorum. Yazdıklarımla dünyayı değiştiremem, dertlere asla son veremem. Bildiklerimi, gördüklerimi tek kalemde cümlelere dökemem. Tüm bunların farkındayım. Ama tarih denen uçsuz bucaksız bu diyarda ‘not düşmek’ adına birkaç şey karalamak istiyorum. İsteyen alır saklar, isteyen tek ‘tık’la kaçar kurtulur.
Merhaba ya da hoş bulduk demek için peşi sıra dizdim tüm bu cümleleri. Bakalım kelimeler ne kadar yakınlaştıracak bizleri.
Görüşmek dileğiyle, sözcükten kanatlarla takdim ediyorum kendimi.