Yol Ayrımı; Ya Değişim, Ya Satüko

13 Aralık 2009

Şimdiye kadar çok sayıda Kürt partisi kapatıldı. DTP’nin kapatılması daha önce kapatılan partilerden çok daha farklı bir anlam taşıyor. Haşim Kılıç’ın, “yeter artık değiştirin şu anayasayı, yasaları” ifadesi Türkiye’nin tam da nasıl bir sınırda durduğunu bir başka biçimde ortaya koyuyor.

DTP’nin kapatılmasının, hukuki gerekçeleri aynı zamanda siyasal gerekçeler. Var olan hukuki gerekçeler,  12 Eylül rejiminin ve zihniyetinin siyasi gerekçeleri. Demokratikleşmenin ve devletin yeniden yapılanmasının karşı karşıya durduğu kırmızı hat da burası.   Demokratikleşme için atılan her adımlarla sürekli karşı karşıya gelinen  duvar12 Eylül  rejimi hukuku  ve zihniyeti.

Bu iki zihniyet,  demokratik değişim ve devletin yeniden yapılanmasında  karşı karşıya  duruyorlar.  Siyasal alandaki bu ayrışma, toplum, devlet; asker sivil bürokrasi içinde derinleşiyor. Bu ayrışma ve kutuplaşma, ne “sağ, sol, liberal, muhafazakar  gibi  ne de,  işçi, patron,  sendika, meslek örgütü, emekten yana, emek karşıtı gibi sınıfsal ayrışma. Başka bir anlatımla,  Mehmet Altan’ın ifadesiyle  “savaş lobisi ile  barıştan yana olan”ların ayrışması. Demokratik değişim süreci ilerledikçe,  statükonun devamından yana olanların hırçınlığı ve kışkırtıcılığı da artıyor. CHP ve MHP TBMM’de  siyasi üslubu saldığındık noktasına götüren biçimde “muhalefet” yapıyorlar. Demokratikleşme yönündeki  her adıma, “bölücülük, “hainlik”  saldırısıyla karşı çıkıyorlar.

Demokratikleşmenin siyasal  savunuculuğu  ve gerçekleştirmesi tek başına AKP’ye kalmış durumda.  Tarihin  cilvesine bakın ki, kendini muhafazakar demokrat olarak tanımlayan  AKP   demokratik değişimi gerçekleştiren ilerici tek parti rolü oynuyor.  TBMM’de zaman zaman DPT’nin desteğini alan  AKP,  DTP’nin kapatılmasıyla birlikte büyük olasılıkla bu ilişkide sona erdi.

Anayasa ve  yasal değişiklikler olmadan sürekli kazalar  kaçınılmaz

 DTP’nin kapatılmasıyla demokratikleşme sürecinin veya  “açılım”ın ilerlemesinin en temel sorunun anayasa, siyasi partiler yasası ve seçim sistemi gibi değişiklikler olduğu bir kere daha ortaya çıktı. Anayasa ve yasakçı yasalar yerli yerinde durduğu sürece,  özgür tartışma ortamı sürekli tehdit altında bulunuyor. DTP’nin kapatılması, Ahmet Türk  ve Aysel Tuğluk’un milletvekilliğinin düşürülmesi   hukuki gerekçelerinin daha ağırını  CHP ve MHP genel başkanları,  sözcüleri  söylüyorlar. TBMM zabıtları,  altı aylık günlük gazeteler karıştırıldığında,  toplumu geren, şiddeti kışkırtan onlarca demeç ve açıklama görülür. Anayasa mahkemesi kararı bir yanıyla hukuki bir karardır. Öte yanıyla (gerekçeli kararda daha açık görülecektir) siyasi bir karar verilmiştir. Demokratikleşmeyi veya demokratik açılımı olmazsa olmaz yapanda,  bugün içinde yaşadığımız, anayasal hukuk  sistemi ile, siyasal, toplumsal sosyolojik gerçeklerin  uzlaşmaz biçimde   karşı karşıya geldiğidir. Değişim ve yenilenme ile statükonun her alanda ayrışması da bu temelde yaşanıyor. Demokratik değişimin ertelenmesi, engellenmesi gerilimi gerginliğe ve kutuplaşmaları, çatışmaya doğru taşıyor. Kuşkusuz  demokratikleşme  bir süreç.Bu sürecin özgür tartışma  ortamında  sağlıklı devam etmesinin  olmaz olmaz ilk koşulu, düşünce özgürlüğünün anayasal ve yasal güvence altına alınmasıdır.

Değişim süreci, toplumun siyasetin devletin zihniyetini de değiştiriyor

Türkiye’nin demokratikleşmesini AKP’nin “demokratik  acılım” ıyla  sınırlı görmek büyük bir yanlışlık ve hata olur. Demokratikleşme süreci, aynı zamanda devletin yeniden yapılanması ve değişimi süreci. Bu değişim sürecinde kimsenin değişmişin bütün  yönlerini  dört dörtlük bilmediği  görülüyor. Ne olmaması gerektiğinde mutabakat var ama, nasıl olması gerektiğinde çok sayıda düşünce tezler var.  Değişim karşıtlarının işi daha kolay.  Kürt meselesinin çözümüne, “bölücülük, hainlik, terörle işbirliği” türban meselesinin çözümüne, “irtica^”, anayasa değişimine karşı “rejim elden gidiyor” diyorlar  diye bağırmak yetiyor.   Değişimden yana olan, siyasi, sosyal, sınıfsal kesimler ne istemedikleri konusunda ortak noktalarda buluşamıyorlar. AKP’ye olan güvensizlik nedeniyle,  solcuların bir kesimi,  bazı liberalleri,  sendikalar, meslek kuruluşları, odalar aktif destek vermiyorlar. Öte yandan AKP’nin örgütlü tabanı, hatta TBMM’ üyelerinin büyük bir çoğunluğu da “demokratik açılım”, “Kürt açılımını” anlamıyor. Bundan dolayıdır ki,  “milli birlik projesi”  lafı ortaya atıldı. Bütün kavram kargaşasına, statükocuların, şoven, milliyetçi kışkırtmalarına karşın demokratik değişim süreci yola çıkmış bulunuyor. Sürecin hızlanması aktif toplumsal ve siyasal desteğe bağlı. Bu süreçte AKP’nin “demokratik açılım”için izlediği yolu eleştirmenin çok nedeni, çok yolu var. Bizim siyasal ve toplumsal kültürümüzde, eleştiri ile, senin gibi düşünmeyeni yok etmek birbirine karıştırılıyor. Ya da zaten senin gibi düşünmüyorsa eleştirirken  kimi eleştirdiğini de bilmek lazım Sözde, solcular, ya da değişimden yana olanlar kimileri gibi  AKP’den “demokratik devrim” i yapmalarını beklemek bu süreci hiç anlamak ve bu sürecin önüne takoz koymak olur.

Bu süreç 12 Eylül’den bir türlü çıkılamayan süreç. ANAP’la başladı. SHP  bir fırsat yakalamıştı. Yerel yönetimlerdeki başarısızlık –yolsuzluk vs-  kendini bitirdi.  Sonra inişler çıkışlar, arada kesitler,  oldu;  Susurluk, 28 Şubat  en son  darbe  planları ve Ergenekon  girdi  sürece. Bütün bu süreçleri dönüşümün ve değişim adım adım ilerlemesi olarak görmek gerekiyor. Bu anlamda değişim ve demokratikleşme süreci AKP ile başlayıp, AKP ile bitecek bir süreç değil.  Üstelik AKP’ bundan 15 yıl öncesine göre dış ve iç konjonktür olarak çok daha rahat ve atabileceği çok ileri adımlar olmasına karşın çoğu kere lafın ötesine geçemiyor.

Değişim süreciyle birlikte toplumun, siyasetin ve devletin aklı da değişiyor. “Savaş dursun sözü”, şimdiye kadar  süren savaşın saçma sapanlığını düşünmenin yolunu açtı. “Öteki oğlumu da gönderir”   sözünün yerini, “bir an önce durdurun bu savaşı” , “açılıma devam edin” aldı. Zihniyet değişimi, hayatın gerçekleri doğru anlaşıldığında, önce soğrulama başlıyor, sonra yeni seçenekler düşünülüyor.. Yeri geldiğinde bir söz, gazetedeki bir manşet,  toplumun psikolojini, siyasetçinin bakışını, yorumcunun gözlem verisini etkiliyor.

DTP Kürt gerçekliğinin aynası oldu

DTP’nin TBMM’deki varlığı toplum zihninde büyük değişikliğin yolunu açmıştı. Ezberlerin bozulması, resmi ideolojinin tabu ve kalıpları parçalandı. DTP’nin elini sıkmayan, DTP ile  yan olmak istemeyen ( buna Erdoğan da dahil)  askeri, bürokratik  zevat, Cumhuriyet bayramında  el sıkıştı, yan yana durdu. Hiç kuşkusuz bu noktaya gelinmesi DTP’nin varlığının sonucudur.  Ancak DTP’lilerin  bu değişimi  yeterince görmedikleri, çoğu kere soğukkanlılıklarını yitirdiklerine şahit olundu.  Bu durumları normal karşılamak gerekiyor. DEP travması bir yanda, öte yandan Kürt sorunun bütünüyle siyasi muhatabı, PKK’nin tabanıyla DTP’nin tabanı içe ve bu nedenle sürekli “terörün parçası” saldırısı altında olanların hata yapmamasını beklemek insafsızlık olur.

DTP’nin TBMM’de olması demokratikleşme sürecinin devamı ve kararlılığı için çok önemli. DTP Kürt gerçekliğinin aynası oldu.  Sorunun çözümünde olmazsa olmaz bir parça haline geldi. Ancak,  sıcak yaşanan ortamlarda olup bitenlerin önemi anlaşılamıyor. Şimdi Kürt sorunun çözümü  ve Kürt siyaseti hem demokratik değişimde kendi rolünü değiştirecek, hem de Kürk sorunun çözümü için  gelinen noktadan daha ileri  doğru  yönelmesi için sağlıklı düşünme zamanı.