Ya İdeolojik Anayasa, Ya Toplum Sözleşmesi

08 Şubat 2010

Değişim sadece, devlet yapılanmasında olmuyor. Hemen herkesin zihin dünyası değişimle yüz yüze. Hayatı anladığımız, anlamlandırdığımız ve bizi mutlu eden kavramlar duvarlarını değişim kavramları tekmeliyor. Dünyayı tanımladığımız ideolojik kavramlarla reel dünyanın pragmatik ve özgürlükçü kavramları çatışıyor. Bir insanın ideolojik, siyasal inançlarını ve değerlerini sorgulaması ve bunları terk etmesi ne kadar zor ise, devletin  kurumlarının aklını ve  yapılanmasını değişmesi çok daha zor. Bunun yakın zamandaki tipik örneği sosyalist sistem içindeki devletlerin çözülmesi sonrası oluşan devlet yapılarda görülüyor.

Türkiye İttihat Terakki devletçi zihniyetinin Cumhuriyetle devam eden zihinsel ve kurumsal yapılanmasının değişim sancılarını yaşıyor. Kısaca bunun adı askeri vesayetten kurtuluş. Kuşkusuz buna Cumhuriyet kuruluşu iradesi ve ideolojisiyle beraber,   2. Dünya savaşı sonrası Soğuk Savaş dönemi dünyasının ideolojide eklenmiştir. Türkiye Soğuk Savaş cephesinin ileri karakolu ülke olarak,  “Batı dünyasıyla muasır medeniyet” adına askeri-politik-stratejilerin tümünün içinde yer aldı.  Soğuk Savaş bitti.  Tek kutuplu dünya, küreselleşme vs derken, Soğuk Savaş’ın ideolojik, askeri, politik zihniyeti ve kurumları lağvedilme sürecini girdi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeni bir demokrasi ve demokratikleşme rüzgârı esmeye başladı.  İkinci Dünya Savaşının demokrasi rüzgarı “politik demokrasi” iken, Soğuk Savaş sonrasının demokrasi ekseni, birey hak ve özgürlükleri temelinde,  dil, din, inanç, cinsiyet, milliyet kimliklerini esas alan özgürlükleri demokratik hakla bağlayan doğal insan hakkı talebi tüm dünya da yükseldi. Türkiye bu değişim sürecinin dışında kalabilirimiydi? Kalabilirdi. Ancak,  30’lu yılların devletçi zihniyetine dönülüp ama post askeri vesayet rejimi kurulabilseydi.   Ya da devlet destekli, devletçi kapitalizmi  - KİT’leri, devletin ekonominin patronu olmaya devam etmesi, ithal ikameci ekonomi politikaların- devam etseydi. Darbecilerin, nasyonal sosyalistlerin, mafyaların neden anti-kapitalist, anti-emperyalist olduğu, ulusalcığın ( CHP –MHP-İP ve Ortodoks sol; TKP)  askeri vesayeti rejimini ve devletçi kapitalizmi devam ettirmek olduğu daha iyi anlaşılıyor. Soğuk Savaş bitti. Ama askeri vesayetçiler, Soğuk Savaş tehdidini  “iç savaş”  tehdidine dönüştürdüler. Ve Soğuk savaşın ideolojik, askeri, politik yapılanmasını “iç savaş”, iç tehdit”  konseptinde  “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi”yle  ideolojik-askeri-politik stratejiyle “görev” haline getirdiler.

 

Türkiye’nin Gladiosu devletin muhafızı

NATO ülkelerinde Gladio ortaya çıktı da Türkiye’de neden çıkmıyor sorusu sorulmuyor. Yunanistan, İtalya Gladio’sunun ortaya çıkan yapılanmasıyla Ergenekon örgütü, silah depoları, sabotajlar vs üst üste konduğunda birbirinin fotokopisi gibi değil mi? Kim söyledi anımsamıyorum ama birisi bir TV programında şöyle söyledi. “NATO’nun içinde özel bir birim  olan Gladio yapıları, kurulduğu ülkelerde, ordu yapılanmalarının dışında oluşmuş yapılardı. Soğuk savaşın bitimiyle birlikte bu yapılar ortaya çıkartıldığı ve lağvedildi. Türkiye’de ise Gladio yapılanması, ordu dahil her alanın içine girmiş durumda bu nedenle ayrıştırmak çok zor”  dedi. Soğuk savaş sonrası Türkiye Gladio’su, “komünizm tehlikesinin yerine “iç düşman” ve “bölücülük” tehlikesini koyarak örgütlü yapılanmasını, para militer ve  “ sivil toplum” örgütleri ve siyasal örgütlenmeyle reorganize etmeye yöneldi. “Demokratik hukuk devleti” kuralları  Gladio’nun bu yeni yapılanmasına ve istikrarsızlık ve iç güvenliğin “bölücülük ve irtica” tarafından  tehdit edilmesi halinde “darbe” yapma meşruluk ve hukuki zemin sağlıyordu. ’82  Anayasası ve TSK  İç Hizmet Kanunu 35. Maddesi hala  hukuki zemin sağlamaya devam ediyor. Gül gibi bir Anayasamız var. Bu Anayasaya göre “demokratik bir toplum” içinde yaşıyoruz sanıyoruz.

Ya da ideolojik anayasa, ya da toplum sözleşmesi

12 Eylül anayasasının kurucu felsefi ruhu ve ideoloji çerçevesi orta iken, Türkiye’de parlamenter demokratik rejimden söz edilebilir mi? Osman Can’ın söylediği gibi “ bu Anayasa otoriter dikta rejimi üretir”.

Evrensel hukuk kurallarının temel ilkelerinin olmadığı var olan hukuk kurallarını belirleyen, sınırını çizen, resmi ideoloji olunca, demokrasinin alanını belirleyen ve parlamenter sistem eşittir, resmi ideolojinin sınırı oluyor. Hal böyle olunca;  darbeler, cuntalar, darbe planları, fişlemeler,  mafyalar, çetelerle ilişkiler, mafya ve çete vari devlet içinde örgütlenmeler, siyasi cinayetler, Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atmalar,  6-7 Eylül olayları, 16 Mart, 1 Mayıs 77…. Saymakla bitmeyecek kadar çok cinayetler, eylemler olaylar “devletin bekası için” meşru ve hukuki kabul ediliyor. Bütün bunları yapanlar, bunlara yapma hakkını ve hukukunu ya da durumdan vazife çıkartmayı Anayasa’dan ve anayasanın Başlangıcında ki;  “Türk Vatanı ve Milletinin ebedî varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;” diyen girişle başlayıp, “Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;”  Ve Anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilemez maddeleri içinde yer alan  birinci maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” Ve  4. Maddesinde  ilk üç madde için “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez”  denilmiş. Yukarıda altı çizilenler derinliğine okunduğunda,  parlamenter, demokratik, güçler ayrılığına dayanan hukuk sisteminden söz edilebilir mi? Ya da, “Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;” Bu anayasal  kural karşısında  çoğulcu siyasal sistem, farkı politik görüş, örgütlenme mümkün olabilir mi?  Anayasanın başlangıcı ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez maddelerine göre benim bu yazdıkları “anayasal bir suç”. Aynı zamanda, her hangi bir siyasi partinin  veya kişilerin kendilerini  ideolojik, politik olarak; “liberal, muhafazakâr, demokrat, sol, sosyal demokrat, özgürlükçü, çevreci-yeşil vs ”  olarak tanımlaması da anayasal suç.

Askeri vesayet eşittir devlet kapitalizmi

Bu anayasa(lar), bu devlet yapılanması, devlet kurumları bir dönemin zihniyeti. Soğuk savaş döneminin ideolojik, askeri-politik stratejisiyle, Türkiye kapitalizminin devlet kucağında korunma ve büyütülme dönemi böyle oldu. Devlet kapitalizminin-kapitalistlerinin,  askeri, sivil bürokrasiyle iç içe geçerek oluşturdukları arabesk oligarşi,“Kemalizm, Atatürk milliyetçiliği” ideolojisine dayalı askeri vesayet rejimi oluşturmuşlardı. Balyoz Darbe Planında 30’lu yıllar  “Devlet Kapitalizmi”  ekonomi palanları yapılmış.  Askeri vesayet eşittir devlet kapitalizmi. Türkiye’de çözülen, değişen bu, AKP’nin kucağına düşen ve yapmak zorunda olduğu demokratikleşmenin özü de bu. Demokratikleşmeden yana solun bundan öte şeyler beklemesi ve daha ileri şeyler yaparsan desteklerim ikilemi, bu süreci “sivil dikta”,”sivil faşizm”  gibi görenlerden pek faklı değil diye düşünüyorum.