Toplum Sol’u Bekliyor mu?
Demokratik parlamenter sistemin olmazsa olmazı siyasal partidir. Gel gör ki, Türkiye bir yanıyla partiler mezarlığı, öte yanıyla, darbeler muhtıralarla, “aç - kapa” , “aç- kapa” dan dolayı, partilerin kurumsallaşmaları, deney ve birikimleri de parça pirçik olmuştur. Resmi ideoloji, askeri vesayet sistemi, çok partili, çok ideolojili partiler sisteminin oluşumuna, sürekliliğine ve kurumsallaşmasına izin vermemiştir. Türkiye’de sağ da sol da sürekli yeniden "inşa", yeniden kuruluş çabası içinde olmuştur. Sağda , solda “inşa” arayışları devam ediyor. Hal böyle olunca, demokratikleşme rejim sorunu olarak ortada duruyor. Öte yandan, ne siyasal önceliklerimiz, ne güncel sorunlarımız, ne de sosyal, sınıfsal yapılanmamızın ideolojik-felsefi temelleri, Batı’nın siyasal ideolojik, sınıfsal durumuyla "örtüşmüyor" Bu nedenle de sağımız, sağ, solumuz da sol olabilmiş değil. Bu sosyolojik gerçeklikten dolayı, sosyal, sınıfsal ayrışma içinde yer alanların siyasal tercihleri, batı da olduğu gibi tezahür etmiyor. Bu nedenle, Kemalizm, Atatürkçü Düşünce Sistemi, askeri vesayet rejimi pek ala, toplumda karşılık bulabiliyor.
Solculuk ne?
Toplumun "çağdaş, modern" kesimi olarak tanımlanan, cumhuriyetin yarattığı aydın-bürokrat-orta sınıfı ideolojik olarak Kemalist ve Kemalizm’i modernlik, modernliği de solculuk sayabiliyor. Bu solculuğun önemli kesimi, ulusalcı, ırkçı, milliyetçilik olarak karşımıza çıktı. CHP, Cumhuriyetin değerlerini koruyan parti olarak, demokrasinin ve çoğulcu siyasal sistemin gelişmesini, cumhuriyete karşı çıkış olarak düşünüyor. Baykal, askeri-sivil yargı yasa değişikliğini anayasa mahkemesine götürme gerekçesini açıklarken, “anayasaya aykırı için” diyor. Aynı Baykal kısa süre önce “ 15. Madde kaldırılsın 12 Eylül’ü yapanlar yargılansınlar” diyordu. Baykal, askeri vesayeti, cumhuriyetin koruyucusu olarak görüyor. Demokratikleşme için atılan her adımı, rejime karşı komplo olarak düşünüyor. Baykal ve CHP, toplumun muhafazakar değerlerinin siyasal ifadesini, tercihini rejime karşı tehdit telakki ediyor . Bu CHP “demokratik rejime geçildi” startından sonra, devleti kuran, devletçi parti olarak, Türkiye’nin “sol” partisi olarak toplumun karşısını çıktı. Ancak, CHP 12 Mart sonrası Ecevit dönemine kadar sol kimliğini öne çıkartan bir parti değildi. Ortanın solu gibi, solun evrensel ideolojisi ve sınıfsal tutum alışıyla ilgisi olmayan “cumhuriyetçi, milliyetçi” bir partiydi. Dünyadaki konjonktüre ve toplumsal muhalefete ayak uydurarak kendini “ortanın solu” ilan etmişti. Aslında Türkiye İşçi Partisi, Türkiye’de sol kimliğiyle legal olarak ortaya çıkarak, sistem karşıtı muhalefeti temsil eden sol olmuştur. TİP’in sol kimlikle sistem karşıtı muhalefeti, ana muhalefet CHP’yi sol kimliğe yönelerek “ortanın solu” ucubesini sol diye toplumun karşısına çıkmaya zorlamıştır. TİP’in, Türkiye’nin siyasal tarihindeki kısa süreli yer alışı, çok yönlü derin izler bırakmıştır. Türkiye’de sosyalist solun yasal çalışması Musolli’nin faşist ceza yasasından alınan 141-142 maddelerle sürekli yasaklanmıştır. Bundan dolayı toplumunun sol ağlısı, CHP ile özdeşleşmiş bir sol algısı olmuştur.
CHP kimliğinde şekillenen sol, toplumla barışık olmayan sol olarak toplum zihninde şekillendi. Soğuk savaş döneminin anti-komünizm propagandasında, solun-komünizmin, toplumun inançları, değerlerine karşı olduğu tezi sol algısının negatif oluşumunda önemli ideolojik beyin yıkıma olmuştur. Solun, toplumun inançları, değerlerini dışlayan ideolojik yaklaşımının günahı da az değildir. CHP’nin ezanın Türkçeleştirilmesi gibi, tepeden modernleştirme girişimlerinin toplumun inançları ve gelenekleri, kültürü ve değerlerine karşı çıkışılması, CHP eşittir sol olarak, sol eşittir, bize uzak, bize yabancı “kötü bir şey” olarak toplumun zihninde şekillendi. İstisna, Ecevit’tir. Çünkü, Ecevit’in kullandığı dil, toplumun içinden ve sınıfsal bir dildi. Kullanılan simgeler, örneğin Kasket toplumun içinden simgelerdi. Toplumun değerleriyle barışıklık “Halkçı Ecevit” te simgeleşiyordu. Toplumsal muhalefet, Ecevit’i, Ecevit’i, “insanca, hakça bir düzen” söylemi, toplumu Ecevit’e yöneltti. Ecevit’e oy verenler tercihlerini yaparken sola oy verip vermedikleri kuşkuludur. Tıpkı AKP ve Erdoğan’a oy verirken, “siyasal İslam’a” ov vermedikleri gibi. Ya’da Behice Boran ve TİP’e oy verenlerin sosyalizme oy vermediği gibi. Türkiye insanları, ya da seçmenleri, katı ideolojik duruşlara, dayatmalara, sert kutuplaşmacılığa oy vermiyor. 12 Eylül sonrası darbecilerin kurdurup devletin bütün olanaklarını seferber ederek destekledikleri Turgut Sunalp’in MDP’sini desteklemeyip, Özal’ın ANAP’ını desteklemesi gibi.
Sol kendini arıyor da, toplum solu arıyor mu?
Türkiye’de sol atlattığı bütün badirelerden sonra bir kere daha içe dönerek kendisiyle yüzleşiyor. Bu yüzleşme aynı zamanda ayrışma olarak yaşanıyor. 60’lı, 70’li yıllardan farklı olarak, 80’li, 90’lı yıllarda sol “birleşme” krizine tutulmuş gibi, 25 yıldır birleşme tartışılıyor, birleşmeler oluyor, tekrar ayrışmalar oluyor. Bu kısır döngüde Türkiye’nin 1960-2000 arasında solda yer alan sosyalist, solcu sayısı sürekli azalıyor. Türkiye solu yaşlanıyor. Sol topluma dönük değil kendi içine dönük, kendisi için çatılar kurmaya çalışıyor. Akıp giden hayat karşısında ciddi olarak, ciddiye alınacak, ne söylenen söz, ne alınan tutum var.
2009-2010 yılında hararetli solda yeni birleşme girişimleri yaşanacak. Birleşenler, ayrılanlar, azalarak yeniden birleşmek için bir araya geliyorlar. “Yeni”, “yeni sol”, birleşmenin tılsımı, yapıştırıcısı gibi kullanılıyor. Eskinin nerede bittiği, yeninin nerede başladığı açık değil. Pişen sütün kesilmesini istemem ama, solda birleşme heyecanın zerresi toplumda yok. Çünkü sol toplumla aynı dili konuşmuyor, aynı yöne bakmıyor. İçeriden konuşmuyor. Sevindirici olan; “Kitleselleşmek, kitle partisi olmak, ezilenler, mağrurlar, dışlananlar “gibi, sınıf kimlikçiğini öne almayan amaçla yola çıkılıyor. Ulusalcı-nasyonalistlerle sınırını ayıran, Ortodoks Marksistlerle farklılığını ortaya koyan ama yoldaşlığının altını da çizen yeni bir sol dil, sol söylem geliştirilmeye çalışılıyor.
Solun iç dünyasında yaşanan bu değişim süreci, politika yapma tarzını da etkileyecektir. Politik dil; slogancılık, her şeye karşıyım, devrim, devrim, devrim, her kötülüğün müsebbibi emperyalizm, kapitalizmi yıkmadan hiçbir şey değişmez … Söylemleri azalarak kullanılıyor. Öncelik olarak tercih edilmiyor. Solun bu yeni yönelişi, Türkiye insanının taleplerini, beklentilerini, arzularını yerel gerçeklikler temelinde okumaya devam ettiği sürece, toplumun içinden konuşan olacaktır. Sol entelektüel muhalefet olma paradoksunu da kırmış olacaktır.
Solda yeni arayışlar, solda yenilenme çabaları, toplumun yeni bir siyaset arayışı beklentisiyle üst üste düşüyor mu? Bu sorunun yanıtı, yeni solun toplumun inançlarına sosyologların toplumsal muhafazakarlık olarak tanımladıkları, değerlere nasıl yaklaşılacağına bağlı. İslam’ la sol ilişkisi hem ideolojik, hem politik önemli sorun olacak. Alevileri içine olan ye sol, başörtülüleri, tarikat üyelerini, Sunni, İslam’a, İslamcılara nasıl yaklaşacak.
Sanırım Türkiye solunun ikinci büyük kırılma noktası, sol ve İslam, sol ve toplumsal muhafazakârlık tartışması olacak.


