Tek Para Birimine Doğru mu?
Küresel mali kriz boyut değiştirip küresel ekonomik kriz haline dönüşmeye başlayınca, pek çok ülkenin ekonomik anlamda artık eskisi gibi olmayacağı görülmeye başlandı. Mali piyasalarda son 10 gündür yaşanan olumsuzluklar, doların beklenenden fazla değerlenmesine, Euro’nun ise göreceli olarak parite etkisi dikkate alındığında gerilemesine neden oldu. Ancak tüm bu gelişmeler gelişmekte olan ülkelerin para birimlerindeki değer kayıpları kadar çarpıcı olmadı. Türkiye, Macaristan, Rusya, Polonya, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan’ın vb. yabancı yatırımcı açısından aynı sepette yer alması (gelişmekte olan ülkeler) bu ülkelerin hepsinin birden paralarının değer kaybetmesine neden oldu. Bu son gelişmelerle birlikte dolar karşısında en çok kayba uğrayan para birimi TL oldu. Avrupa bölgesinde bu kayıplar gerçekleşirken, uzak doğu ülkelerinde de benzer bir yapının oluşmaya başladığını görmekteyiz. Çin Yuanı, Singapur Doları, Güney Kore Won’u da vb. aynı hareket biçimi göstermekte. Finansal piyasalarda dolara olan aşırı talep ve doların ABD’deki tüm olumsuz verilere rağmen hala bir rezerv para birimi olması, Çin’in Amerikan Tahvillerini elinde tutması doların zaten güçlü olan özelliğini daha da artırır hale geldi. Kendi ülkesindeki yangını önlemek için Amerikan Merkez Bankası’nın sürekli dolar basması bile dolara olan talebi düşürmüyor. Amerika Finansal Piyasaları yangın yerini andırsa da, yatırımcı hala parasını bu yangına akıtmaktan çekinmiyor. Krizin ne zaman biteceğini kimse bilmiyor. Herkes kendi modellemesine göre bir tahmin yapıyor. Ancak bilinen tek gerçek var, kriz sonlanmaya başladığında, ya da ekonomiler tekrar çıkışa geçtiğinde dünyanın küresel bir enflasyon ile karşı karşıya kalacağı gerçeği. Bilinen diğer bir gerçek ise, piyasadaki bu kadar dolar bolluğunun sonunda, dolara olan talebin düşmesiyle beraber doların büyük değer kayıplarına uğrayacağı. Tüm bu gelişmeler karşısında siyasi bir birlik olmayı başaramayan Avrupa Birliği’nin ekonomik bir birlik olmaktan çok uzaklarda olduğunu da görmeye başladık. İngiltere zordaki Baltık Ülkeleri ile Eski Doğu Bloğu ülkelerine yardım yapılması gerektiğini savunurken, Birliğin lokomotifi Almanya tüm bu çağrılara kulak tıkamış durumda.
Geçen hafta piyasalara bir kredi derecelendirme kuruluşu tarafından aktarılan görüş aslında tamda bu dönemde en çok tartışılması gereken bir hususu gözler önüne serdi ama gelişen ekonomik çalkantıların gerisinde kaldığı için kimse tartışmadı. Bu görüşe göre ekonomik zorluk içerisinde olan ve parasal birliğe geçmemiş AB ülkelerinin parasal birliğe geçmeleri diğer bir deyişle Euro kullanmaya başlamaları durumunda Euro’nun bu ülkelerin ekonomilerine olumlu katkı yapacağı idi.
Yaklaşık 3 hafta kadar önce, Doların önlenemez yükselişi ve rezerv para birimi olması özelliği karşısında milli paraları değer kaybeden Doğu Asya ülkeleri bir araya gelerek ortak bir politika izlenmesi konusunda görüşmelere başladılar. Geçen hafta ise Avrupa Birliği’nde yer alan ancak parasal birlikte yer almayan ülkeler Euro’ya geçiş sürecinin daha kolay ve çabuk olması için Ortak Ülkelere çağrı yaptılar. Bu çağrı kabul gördü ancak henüz sonuçlanmadı. Doğanın genel kuralı hiçbir şeyin tek kalmayacağı mutlak bir karşılığının olacağı kuralı doların saltanatının doruk noktasında olduğu bu günlerde daha sık dile getirilmekte. Doların mevcut gücü karşısında sığınacak liman arayanlar kendilerine güvenli bir liman bulamamaktan şikâyetçi. İşte bu nedenle görüşümüz, çok kısa bir dönem sonra Euro Bölgesinin genişleyeceği, Avrupa Birliği’ne üye olan ancak parasal birliğe geçmemiş ülkelerinde Euro kullanmaya başlayacakları ve hatta Türkiye gibi müzakere süreci yürüten ya da gelecekte yürütecek olan ülkelere de ortak para birimin kapısının açılacağı ve böylece doların tek ve biricik rezerv para birimi olmaktan çıkacağı yönündedir. Bu görüşün devamı olarak, Doğu Asya ülkelerinin de aynı gelişmeyi kendi bölgelerinde gerçekleştirecekleri ve güvenilir buldukları bir para birimi üzerinde parasal birlik sağlamaya çalışacaklarını düşünmekteyiz.
Aslında krizlerin fırsat doğurması alınabilecek radikal kararlara en uygun zaman olmasından kaynaklanmaktadır. Gelecekte 3-5 ana para birimi görürsek buna çok fazla şaşırmayacağız. Ülke paralarının mevcut kriz döneminde ve hatta daha sonrasında tek başlarına istikrar sağlamaktan uzak olduğu, ödemeler dengelerinde (dolarla almak euro ile satmak gibi ya da tam tersi) açık vermeleri, ulusal paraya olan güveni sağlamakta zorlanmaları, ulusal paradan kaçış karşısında rezerv tükenmesi ile karşı karşıya kalmak gibi pek çok sorunun ortak para birimi ile daha kolay aşılacağını düşünmekteyiz. En azından mevcut durum karşısında sadece borsanın artmasına ya da azalmasına, Dow Jones’a odaklanmayıp, başka şeyleri de tartışmanın zamanıdır. Özetle artık yeni şeyler söylemek lazım.


