Sessizliğin Çirkin Yüzü
Üzerinden 16 yıl geçmiş.
Yanan yandığıyla, bakan da baktığıyla kalmış.
Susanlar için de durum farklı değil; onlar da sessizliğine 16 yaş eklemiş…
Sivas’ta asılan Pir Sultan’ı semahla, sazla, deyişle anmak için yananların yangınyıldönümündeyiz.
Zamanın nasıl geçtiği değil, nelerle geçtiği anlamlı bu hayatta.
Sessizlikle geçmiş, unutmakla, boş vermekle ve yalnız bırakmakla…
Yeşil kuşağın sıktığı baştan o gün çok kan aktı.
Çok kızgındık, çok öfkeliydik, ancak yananlar kadar canımız yanmadı.
Bugün daha iyi biliyoruz bunu.
***
Çirkindir sessizliği bir yüzü. Hüzünlü yanıyla baktığında hayata, düşündürtebilir bizi. Yok, yine de çirkindir sessizin yüzü.
Kuyulardan kemiklerin çıkması düşündürtmüyor artık; peşine düşmüyor, icazetsiz hareket etmiyor bu yüz. Zaten devlet eliyle işlenen cinayetlere kızmaya, izin neden gerekir ki?
“Tahrikçilik namussuzluktur, rezilliktir” demişti Aziz Nesin, olaylar sonrasında getirildiği Ankara’da. Katliamda açıkça Hizbullah izi var, dendi gazete manşetlerinde. Aynı Hizbullah gömütlük de kuruyordu aynı yıllarda Kürt kentlerinde, Kürtlerin yaşadığı her yerde. Literatürümüze “domuz bağı”nı kazandıracak kadar edebi işlenmişti cinayetler.
Devlet Hizbullah mıydı, değildi. Ama Hizbullah devletti. Devlet tahrik etmedi, etmezdi. Ama Hizbullah tahrikçiydi.
***
“Devlet şeriata teslim oldu” demiş Cumhuriyet gazetesi 5 Temmuz 1993 tarihli manşetinde.
O gün söylenen bugün gerçekleşti. Devletin şeriatlaşması en komünisti dahi tedirgin etmedi. Gerçi islamfobik gibi dursa da TKP’nin tarihi de faşizmin kallavisi.
Faşizmi destekleyen tek komünist parti TKP, Deniz Gezmişler asıldığında, kendi radyolarında: “Emperyalizm kendi ajanlarını astı” demiş, 1982’ye kadar da 12 Eylül’ü açıkça desteklemiş, “maceracı solu temizliyor, iyi oluyor” diyebilmişti. (İlgilenenler Tayfun Er’in Erguvaniler kitabına bir göz atsınlar)
Komünisti bu olan ülkenin radikal İslamcısı fındık toplayacak değil. Elinde kanlı satırlar, ağızlarında devşirme ilahiler ile sokaklara çıkmak, kesmek, yakmak, yok etmek gerekirdi.
Gereken yapıldı bu ülkede.
Sol uyudu.
Hala da uyuyor…
***
‘Mahşer Midillisi’ dükkân dükkan gezip ehliyetli fikrini satmaya çalışan ucubeler doluşacak yine ekranlara. Takım elbiseli ve kravatlı olacaklar, heyecansız tanıklılıkları her yıl bugünlerde bir kriz gibi tutar onların ve özel araçla alındıkları evlerinden lüks otel odalarına bırakılacaklar. Saatler süren açık/kapalı tüm oturumlarda, belleklerini zorlayarak o yangını anlatmaya çalışacaklar. Ellerinde kâğıt tomarı, önlerinde kitaplar acının yazılı tarihinden kopya çekmeye çalışırken sınıfta kalacaklardır.
Kendi sınıflarında da kalmamışlar mıdır?
Üzerinden 16 yıl geçmiş…
O gün dehşet karşısında manşet donduran Cumhuriyet’in bu kadar faşist olacağını kim bilebilirdi değil mi ya? Fırsat bulunsaydı bir darbe de onlardan yana esecekti. Yaratılan bir acının paydaşı olabileceklerini düşünmek yeteri kadar sarsmıyor mu sizi?
Kuyulardan tek tek çıkıyor kemikler. Sessiz ölümlerin sessiz tanığı gibiler. Bir laboratuarda doku/gen testinden sonra failsiz ölümlerin kaydı olarak düşülüyorlar tarihe. Kimse dehşete düşmüyor, kimse manşet dondurmuyor eskisi gibi. Kimse hayret de etmiyor zaten.
Gözler ufalmış; kanıksanmış demek ki bu hayat!


