O'nu Seviyorum
Hararetli konuşmalarının içine karışan ürkek cesaretini bilemek için bir son fırsattı O.
Giderayak bir demagoga dönüşme yönünde hayli aşama kaydettiğini de hep Ondan öğreniyordu.
Bir kılıçtı O; sürekli başının üstünde sallanan…
Solda sıfır kalırdı Demoklesin kılıcı.
Vallaha da!
Unutmak adına belleğinin kuytuluklarına yolladığı her ne duygu-düşünce varsa-kalmışsa, bir tür standardize olma adına, onay alma ihtiyacı duyardı Ondan.
Kendi küçük yalanlarına “elveda” demenin de adresiydi O.
En günahsız olanın ilk taşı atmasına fırsat vermeden, elindeki taşla, başını orta yerinde yaran, bu doğrucu Davut kıvamındaki Onun, kovulduğu bir köyünün olmaması daha bir ilginçti.
Onun yanında, kovulmaktan yalnızlaşan bir “ben” vardı sadece.
Bir faninin sırtlayacağı bir durum değildi ki yalnızlık!
Tanrılar için ölmezlik otu gibi etkili olan yalnızlık, baldırı çıplak biz fanilere ölümden beter bir acı demekti.
Her şeyden haberdar bir (yarı) Tanrıydı.
Öyle de olmalıydı.
Aklınıza getiremediğiniz bir dolu ayrıntı olsa da, onları alıp şıp diye dökerdi masanıza.
Yok yoktu ajandasında…
Onunla konuşulduğunda, herkeste, hayretle karışık şaşırma hali olurdu…
Laboratuar masasındaki bir bilim adamı titizliğiyle sözcüklerinizi kavrayıp, ilave şeyler eklerdi ona.
Harbiydi!
Pat diye daldığı olurdu her şeye…
İnadım inat bir derecede inatçı da sayılırdı.
Kızdığında aklı geçici bir süreliğine tatile çıkardı.
“Abartmayın” kelimesini vurgulu bir tonla söylemekte hiç sakınca görmezdi.
Es kaza, Onun bir yanlışını anlatmaya çalıştığınızda, alacağınız tepkinin şiddetiyle, olduğunuz yerde kalakalırdınız.
Öyle güzel bir yüreği vardı ki; izlediği bir çizgi filmden bile, hüngür hüngür ağlayacak kadar duygusaldı.
Duygusallıkta saray terbiyesi görmüş insanlardaki o “yontulmuş asaletle” boy ölçüşecek şekilde, “adap-izan” bilmenin terbiyesiyle şekillenmişti.
Her şeyin en iyisini isterdi.
İki dirhem bir çekirdek cümleler kurmak yolunda ıkınan şu görgüsüz tuzu kurulardan değildi ha!
Asla!
Sıradan, naif ve de içtendi.
Işığa sevdalı bir pervane misali, aşkla bağlıydı hayata.
Adı aşktı.
Aşktı O.
Okulunu sürekli asıp, mahalle takımıyla gazozuna maçlar yapan bir hergeleydi yeri geldiğinde.
Ne yalan, yazmak için, bana, olanca cesaret veren bir anahtar sözcüktü.
O olmazsa hiçbir şey olmazdı.
Yalan değil, Onu çok seviyorum!


