‘Ogün’lerin Şehrinden...

12 Ocak 2010

‘Piercing’li, renkli çorapları ve eteğiyle karşımda oturup, birkaç farklı rengin birleşiminden oluşan saçlarını pembe ojeli parmaklarıyla geriye atmayan çalışan öğrenci, yaşadığı bir trajediyi, artık tamamıyle kabullenmiş olmanın verdiği rahatlıkla gülümseyerek anlatıyor: “Çocuk bana doğru geldi ve ‘sen hangi mezardan çıktın’ diye sordu.”

İstanbul’dan yeni gelmiş ‘hoca’sını kendisine yakın hissederek ya da karşındakinin ne düşündüğüne aldırmayan hiddetli bir özgüvenle içinde biriktirdiği korku ve öfkeyi döküyor. “Pelitli mahallesi biraz ileride, Ogün Samast o mahallede yaşıyormuş” diyor. O ismi telaffuz ederken burada en unvanlı akademisyeninden minibüs şoförüne kadar kimse sesinin ayarıyla oynamayı unutmazken, o, bildiği gibi konuşmayı sürdürüyor.

Her bucağından uçsuz bucaksız denizin göründüğü bu şehrin yokuşlu sokaklarında dolaşırken TAYAD’lı eylemciler, Rahip Santoro ve tabii o yürekli adam aklıma geliyor.

Hrant Dink, üç yıl önce katledildi.

 “Ben artık bu ülkede yaşamak istemiyorum, gitmek istiyorum” demiştim o gün. Malına mülküne devletin el koyduğu, ‘kardeşçe birlikte yaşıyoruz’ yalanının arkasında her an dikkatli hareket etmesi gereken bir Ermeni değildim oysa, Hrant Dink’le hiçbir tanışıklığım da yoktu. Benimki olsa olsa çocuksu bir öfkeydi. Tahammülün kırıntısının olmadığı, Türkçe yazılmış cümleleri doğru anlamayıp, insanlara Türklüğe hakaretten ceza veren hukukçuların yaşadığı, yazarların sırf düşüncelerinden ötürü sokak ortasında kurşunlanmaya devam ettiği bir ülkeye olan çocuksu öfke...

Oysa aykırı görüntüsüyle her an yeni bir tacize açık olan öğrenci, bir an olsun kendi olmaktan vazgeçmeden, bu şehrin insanlarıyla kavgalı gürültülü bir birliktelik yaşamaya alışmış. Mütekait genel yayın yönetmeninin bir zamanlar buyurduğu gibi, ‘katilleri de anlamaya çalışan’ bir birlikte yaşama kültürü değil bu. Daha ziyade cesaretle ilgili.

Dışarıdan gelen öğrenciler, farklı bir kentte yaşamanın yanında Trabzon’da yaşamanın kendine özgü zorlukları olduğunu düşünüyor. Şehrin insanlarının dışarıdan gelenlere, sosyal yapılarını bozacak birer virüs gibi baktığını söylüyorlar. Gazeteci olmaya hevesli bir kız, gençlerin kendilerini rahat hissettiği nadir kafelerin birinde, Pelitli’de Ogün Samast’ın bir kahraman gibi algılandığını fısıldıyor.

“Bir bebekten bir katil yaratan bu karanlığı” biliyoruz elbet. Memleket sathında yayılmaya çalışan ve en afilli gösterilerinden birini Trabzon’da sergileyen linç kültürünü, onu üreten ‘ideolojik aygıtları’, linççi ‘vatandaş’ın sırtını sıvazlayanları tanıyoruz.

Kötüler hiçbir coğrafyaya ait değiller.

Hiçbir şehir, bağrından çıkan katillerle anılmayı hak etmiyor.

Trabzon’da, tıpkı ülkenin başka köşelerinde olduğu gibi, nefretle örülü bataklıklara saplanmış körpe bedenlere elini uzatan adamlar/kadınlar var. İmajla haşır-neşir pragmatist kasaba tüccarları değil kastım.

Kendi doğru bildiğinden gayrısına yaşam hakkı tanımayan şiddet iklimi, dağlarına, denizlerine aldırmadan memleketin her yerini sarmışken; onunla, nerede olduğuna bakmadan mücadele etmek gerekiyor.

Tahammülsüzlükle boğuşan o öğrenci gibi, yüzünde naif bir gülümsemeyi eksit etmeden.