Mr. Obama’nın Düşmansız Dünyası

18 Mayıs 2009

KANADA- Uyandım. Mayısın 9’u. Yıl 2009. Gözleri sevinç dolu bir çocuğum. Penceremin altı  Mr. Obama’nın  düşmansız dünyası. Yumdum gözlerimi. Eski bir günde. Futbol topumuz şiş. Yanıkmektep arsasında futbol oynuyoruz.

 

Aynı mahallenin çocuklarıyız. Gol atmak isteyene ‘buyur kardeş’ diyoruz.. Her atılan gola seviniyoruz. Dostun başarısını kendi başarımız sayıyoruz.

 

Futbol sahamız, çocuk rüyası. O güne kadar, yağmurları ıslatmayan, karı üşütmeyen bir yer, düşünce pamuk her taraf. Acıkınca bulacağım sıcak ekmek. Top oynamak  iyi geliyor, dünyayı anlamaya. Kişi, Mr. Obama’nın düşmansız dünyasını bilince… 

                                                                  ***

Dünya savaşları biteli epey olmuş. Acılar, yaralar bereler kapanmış. Depresyon unutulmuş. Bütün mahalle korkusuz, kâbussuz yaşamayı deniyoruz. Evimizin önü belediye parkı. Açık pencereden  kuşlar duyuluyor. Kızıl kanatlı kardinaller. Ak kanatlı deniz kokan martılar.

                                                                   ***

Mr. Obama’nın geleceğinden haberimiz yok daha. Herkes komşusunun kuyusunu kazmakta. Barış, kardeşlik afyon çekmeye benzer. Elinde sigara, gözünü yumunca yalan hemen yanı başımızda.

                                                                         ***

Yeni yıl işte 2009... Kapımıza dayandı. Yağmurun amcası, güneşin dayısı. Büyük başkan bu sabah kapımızı çaldı. “Merhaba” dedi. “Bunca yıl neden düşmansız yaşamayı öğrenmediniz? Yaşadığınız bahçede düşmansız yaşamak  güzel şeydir.  Geç de olsa gerçeğe varmak sevinç verir. Kalan yıllarımızı açlıktan, savaştan korkmadan yaşayalım dostlar.”

                                                                        ***

Karanlığı belirleyen yeni ay sanki Mr Obama’nın yeni rüyası... Güneşin etrafında dönen düşmansız evren. Her mevsimi bahar çağla yeşili. Şaşkın dinliyoruz.

 

“Ben Barak Obama. Denizlerin batısında, Amerika dost kardeş bir ülkeden geliyorum.

Dünyaya yeni garâm, aşk, hub, love, amour, amare getirdim. Kuzey Kore’ye defne dalı uzattım. 

Sayın Kim Jong-İl, seni görmek, saygılarımı sunmak istiyorum. Halkına içten dileklerimi sunacağım. Aziz kardeşim, sana ve halkına yüreğim aşkla dolu. Bana yardım edersen düşmansız bir dünya yaratırız seninle. Atom bombalarımızı imha edelim. Yok olsun kötülük.. Uykumuzu rahat uyuyalim.”

Sayın Kim Jong-İl, bizim bombanın varlığına inanma. Amerika atom bombasını vallahi taze domatesten yaptı. Patlayınca göreceğiniz kırmızı, inan ki domates lekesidir.

Sevgili vatandaşlarının  açlıktan, yokluktan kurtulmasını  istiyorum.

Sayın Kim Jong-İl, senden sonra Küba’da Castro kardeşlere aynı teklifi yapacağım.

Şimdiye dek yaşadığımız dünya kördü. Karanlıktaydık. Dünyayı ışıkla dolduracağım.

$imdiye  üstünde durduğumuz dünya, gözümüzü kör edecek denli aklıktaydı. Dünyayı sevginin sıcaklığıyla ısıtacağım.

Sevgili Kim Jong-İl, yürüdüğümüz dünya düz kırdı. Ağaçsız, nehirsiz. Kör  edici bir boşluk.. Kar soğuk, kır boş, anlamsız. Düşman dolu dünya  yaşanacak yer değildir. 

Dünyamızı düşmansız güzel yapalım. Bana yardım et. Bu kez insanlar arasındaki güvensizliği çarmıha gerelim. Yeni zamana  seninle başlayalım.”

                                                                             ***

Şaşkın uyandım uykumdan. Düşmansız  olmak acep ne ki? dedim  

 

“Düşün” dedi  ses. Düşmansız  olmaz dünya.  Düşman sandığın  kötülük değil.  Çıkarın yitme korkusudur. Çıkarın ise yiyeceğin, ciğerlerinin havası. Yalansız bir dünya. Azla yetinmesini   bilen dunya.

                                                                             ***

Gözlerimi açtım.

Sabah olmuş. 10 mayıs şimdi. Gün pazar. Evin üçüncü katındayım.

Bir pencerede : Kör kar, kirli çıkarların yok olma korkulu fırtınası.

Bir pencerede: Bahar, çiçekler,  afyon kokulu asude bir dünya.

Ara duvarda Polonyali Kont Tikyeviç’in yaptığı bir kadın portresi. Bir sevginin anısı.

Güneşin şaşkın doğduğu  bir temmuz pazar günü yapılmış pastel bir resim. Düşmansız bir gün olmalı. Kırk yaşımın içinde. Gelecek yıllarımı birlikte yaşamak istediğim insandı. Resimde genç kadının yüz renkleri. Hep aynı 1970 yılında kalacaktı. Biz ilerleyecek,  biz değişecektik. Biz görmeyecek, biz duymayacaktık.

O günümü düşmansız yaşamıştım. Sokağımızda her  can düşmansız yaşıyordu. Temmuzlu bütün  yıllarım. Temmuz kadar güzeldi.

                                                                            ***

Gözlerimi açtım. “Mr.Obama” dedim, “o temmuz 1970 yılını bizimle  yaşasaydın.

Küçük ve büyük şeylere hayat veren  iki öküzüyle çiftini sürüp giden büyük varlığın, her ev  komşusunu severse hiçbir ağaçta adu, düşman yetişmez  dediğini duyardın.. Mahallede her can, her gönül,  komşusuna selam verirse,  o köyde atom bombasının patlamayacağını bilirdin.”