'Memleket Nere?'
Geçmişte birbirini hiç tanımayan iki Türk, (‘siyaseten efendi’ olmak gerekirse!) iki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yabancı bir ortamda karşılaştıklarında ikinci sözleri genellikle, “Memleket nere hemşerim?” diye sormak olurdu. Başta geldiği köy, kasaba veya kent olmak üzere din ve dil üzerinden bir ortaklık yakınlık yakalamağa çalışırlardı. Son 30 yılda etnik, cemaat, çete, siyaset, şirket gibi bağlar zaten bu masum ve doğal yakınlaşmayı katbekat aştı. Dolayısıyla Türkiye’de de bir “Ulusal Kimlik” tartışması başlasa belki yerinde olabilir. Ama hangi temelde, hangi ölçütlere göre yapılacağı önceden sıkıca belirlenmezse “içsavaş” bile çıkabilir hani yani...!
Hangi sinek soktu ?
Peki, daha 1789’da İnsan Hakları devrimini, 1887 yılında filozof, tarihçi Ernest Renan’ın (1823-1892) “Millet Nedir?” kitabıyla çağdaş ulus kavramının en “optimum” (iyi-olgun-uygun) tanımını yapmış bir topluma, Fransızlara ne oldu birdenbire ? Fransızca deyişiyle “Hangi sinek soktu” da, üç ay boyu “Ulusal Kimlik” kapışmasıyla ortalığı tozduman götürdü. “Oy sineği” tabii ki... Günümüzde halk, cemaat, yönetim ve bireylerin ‘ilkelliğinin’ turnusol kağıdı cinsiyet, milliyet ve dine dair takındıkları tavır artık. Bu noktalarda gerici ve tutucu olanlar genellikle “En Geri Kalmışlar”... Zira bunlar karar vericiler ve siyasi yöneticiler tarafından en kolay suistimal edilen hususlar. Sıkışmaya görsünler, “Allah, Vatan, Millet ve Namus”u sömür sömürebildiğin kadar...
Fransa’da bir ay sonra bölge seçimleri var. Mevcut 22 bölgeden 20’si sol muhalefette. Tüm kamuoyu yoklamaları da, sağın oylarını bölen, yüzde 10 civarındaki aşırı sağcı ve milliyetçi parti FN’in uzlaşmaz tutumu nedeniyle sol cepheyi favori gösteriyor. Artı: 2012 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sosyalistlerin olası adayı Dominique Strauss-Kahn 4-5 puan farkla Nicolas Sarkozy’nin önünde gidiyor. Sarkozy ve sadık kurmaylarının “sineğin yağını” çıkartmak isterken, “sinek” tarafından sokulmaları biraz kaçınılmaz değil mi yani ? İktidar “Güvensizlik-emniyet” öcüsü bayatladığından, gerçek gündem maddesi “Eşitsizlik-işsizlik-kriz” açmazından sıyırabilmek amacıyla “Kimlik-İslam-milliyet” üçlemi içersinde “Kim daha Fransız ?” soru(su)nu pazarladı.
Ulusal Kimlik Tartışması
“Fransızlık” atılımı Cumhurbaşkanı adayı Sarkozy’nin seçim vaatlerinden biriydi. Gençlik, özellikle de yabancı kökenli gençler arasında Fransa’yı benimsememek, sevmemek hatta belli vesilerle şiddet, nefret biçiminde tezahür eden duyguların yaygın olduğu kanısı hâkimdi. Çözüm için bir “Ulusal Kimlik” tartışması başlatılacak, ardından da bizzat Cumhurbaşkanı’nın katılacağı görkemli bir kolokyum ve sentezin ardından gerekli önlemler alınacaktı. Bu “onurlu” ve de zorlu hedefi gerçekleştirmekle eski Sosyalist, yeni “Koyu Sarkozyist” Göç, Uyum ve Ulusal Kimlik Bakanı Eric Besson’a düşmüştü. İktidarın sadık bendeleri ve de özellikle muhafazakâr Le Figaro gazetesinin katıksız Sarkozyistleri dışında hiç bir gazeteci, basın organı, hiç bir bilimsel ve akademik kurum, kişilik, sivil toplum kuruluşu, siyasi parti, aydın ve benzerleri “tasarı” diye ortaya konanı destekle(ye)medi.
Böylesi oybirlikli bir “red cephesi”ne rağmen geçtiğimiz 2 Kasım’da (2009) Fransa çapında valilikler, emniyet müdürlerince örgütlenen “Ulusal Kimlik” tartışması ‘harekete geçti’. Ocak sonuna kadar 340 toplantı düzenlendi. Kurulan internet sitesindeki (http://www.debatidentitenationale.fr/) 200 sorulu anket etrafında 750 bin giriş, 58 bin müdahale yapıldı. Sonuç ? Sonuçta çoğunluğun kullandığı bir ifadeyle “Dağ fare doğurdu.” Yeni bir fiyaskoya kılıf hazırlama görevi bir kez daha “itfaiyeci” başbakan François Fillon’a düştü. Tantanalı, geniş katılımlı, Cumhurbaşkanlı bir sentez kolokyumu öngörülmüşken, sorumlu bakan “Dönek Besson”un süt dökmüş kedi gibi bir kenarda durup ağzını bile açmadığı kısmi bir bakanlar kurulunu andırır bir toplantıyla yetinildi.
Dersimiz Yurttaşlık Bilgisi
Başbakan Fillon “Büyük Tartışma”dan çıkartılan “dersler”i (!) 14 noktada toparladı. Belli başlılarını özetlemek gerekirse, “Tartışmayı derinleştirmek amacıyla ‘İleri Gelen’(kişilik)ler komisyonu oluşturulacak”, “Okullara bayrak, sınıflara İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirgesi asılacak”, “Öğrencilere yılda en azından bir kez La Marseillaise (Fransız ulusal marşı) söylettirilecek, Yurttaşlık Karnesi eşliğinde Yurttaşlık Bilgisi eğitimi güçlendirilecek”, “Öğretmenlerin okuldaki yetkileri arttırılacak, ebeveynler (özellikle de yabancı kökenli) eğitilecek”, “Askerliğin yerini alan üç günlük eğitim Cumhuriyetçi değerleri vurgulayacak ‘Yurttaşlık Buluşması’na dönüştürülecek”, “14 Temmuz gibi ulusal bayramlarda ‘Fransızlıktan gurur duyulmasını’ sağlayacak sivil güçlerin katılımı sağlanacak”, “Fransa’ya girecek ve Fransa’da yaşayan yabancıların, uyum amacıyla Fransızca öğrenmeleri şart koşulacak” ve “Vatandaşlığa geçişe töresel ve törensel bir hava kazandırılacak.”
Şu anda sağduyulu da solduyulu da kamuoyunun hemfikir olduğu “Ulusal Kimlik” artık yalnızca “Bayrak-marş-tarih-dil-din” ile tanımlanmıyor. Kişi bu kimliğinden gurur duyacaksa öncelikle sahip olduğu “Söz, inanç, örgütlenme, eğitim, sağlık, çalışma hakları”nın düzeyi kadar duyacak. Günün birinde “Memleket nere”nin yerini “Hakların ne” alabilir mi, bilemeyiz. Ancak yarınlar eşitlik ve özgürlük üzerine kurulmazsa, memleketi ne olursa olsun insanoğlu sömürü ve mutsuzluğun sonu için kıyameti beklemek zorunda galiba!


