Koka Gazozu Nasıl Bulundu?
KANADA – Elimi yüzüme sürdüm. Bir ayrıntı arıyorum. Yüzüm başkasının yüzünden ayrı mı, diye bakıyorum. Kazık yemekten, aldatılmaktan bıktım usandım artık! Bunca açıkgöz nasıl oluyor da hep beni buluyor. Alnımda enayi mi yazılı acaba? Çok merak ediyorum. Aynaya her baktığımda, yüzümde buna dair herhangi bir belirti göremiyorum. Belki vardır da tam ben bakarken yitiveriyor. Yanan sönen neon ışıkları gibi; ben bakmadığımda enayiliğimi belirten işaret yerini alıyor olmalı. Yoksa bunca açıkgöz nerden aptal olduğumu anlayacak? Aptal olsam bir dereceye kadar hoş göreceğim belki atılan kazıkları…Aptal değilim vallahi! Zehir gibiyim! Bıçak gibi keskin bir zekâm var! Kurt gibi kurnaz olmanın hiç yararını görmedim, bu alçaklara karşı. Neremden tutsalar kazık yiyorum. Ne yaparsam yapayım, yine de onlar bir punduna getirip kazık atıyorlar bana. Bana kazık atanlar benden kurnaz olsa gam yemeyeceğim. Değil be aslanım! Onlar da benim gibi zavallı. Onları da mutlaka başkaları kazıklıyordur. Kanımca hata bende.
Yakınlarda oldu; on beş bin kişilik kapalı spor salonunda bir basketbol maçında, nasılsa mikrofon, İstiklâl Marşı çalmadan önce açık kalmış. Spiker, “Enayiler ayağa kalksın!” deyince, bütün salon bu yanlışlığa gülmüştü. Çünkü bu sözü ciddiye alıp, tek kalkan ben olmuştum. Yanımda oturan genç adam, “Otur abi!” dedi,”sana demediler o sözü.” Otururken altıma şapkasını sürmüş alçak. Koca kıçımla adamın şapkasını ezivermişim. “Parasını isterim!” diye tutturdu adam, salonda bas bas bağırıyordu. Herkes bize bakıyor, nerdeyse polis gelecek. Polis de enayi olduğumu anlarsa yandım. Bu sefer ne adamın elinden ne de polisten kurtulabilirimdi. Neyse, adamı daha fazla bağırtmadan istediği parayı verdim de kurtuldum.
Bu kazık yeme derdim, çocukluğumdan beri süre gelmekte. Mahallenin çocukları elimdeki şekeri, oyuncağı alacak diye ödüm kopardı. Büyümekte zorluk çektim. Başkasının olan yerini kapladığım için dayak yerim korkusu ile büyümeyi, yavaş yavaş ama kimsenin bakmadığı, görmediği zamanda, geceleri yaptım. Her şeyim güç ve sıkıntılı oldu. Birisi üstümdeki yorganı çalabilir kuşkusuyla gecenin bir yarısında uyumadan bekler, öteki yarısında ise yorganı sıkıca tutarak yavşan uykusuna dalardım.
Yürüyüşümden ya da bakışımdan olacak, binlerce kişinin arasında bile olsam, açıkgözler gelip beni eliyle koymuş gibi bulup kazıklardı. Aldanmamaya onca özen göstersem de yine de ellerinden kurtulmaya olanak bulamazdım.
Alçakların kullandığı aldatmaca yolları kolay anlaşılır türden değildi. Bazısı akıl ve mantık kurallarının dışına çıkıyordu. Örneğin Ankara’da, Hergele Meydanı’nda yediğim kazık en kötüsü idi. Anımsadıkça hâlâ aklım almıyor doğrusu…
Bir yazdı, Hergele Meydanı’ndan dikkatle geçiyordum.Yolda kimseyle konuşmamak, kimseye takılmamak için sağıma soluma bakmıyor, hızla yürüyordum. Parkın karşısına geldiğimde, yolun kalabalıktan tıkanmış olduğunu gördüm. “Tamam” dedim içimden, “ bu düzenden kendini kollamalısın!” Hemen elimi cebime soktum, cüzdanımı sıkıca tuttum. “Sabah sabah soyulmanın alemi yok” diyerek şöyle kenardan, kimselere sürünmeden geçip gitmeye çalıştım. Derken kalabalıkta bir itiş kakış oldu, kendimi yerde buldum. Eve zorlukla gelebildim.Ceketimi çıkardım, utancımdan yerine dibine girdim. Renkli, çiçekli boyunbağım kıllı göğsümün üstünde asılı duruyordu…Gömleğim sır olup uçmuştu. “Tuh size alçaklar, nasıl yaptınız bu işi?!” diye bağırmışım. Anam, gönlümü almak için, “Oğlum belki de gömleğini giymeyi unutmuşsundur” dedi. Kendime aptallığın bu türlüsünü yediremedim doğrusu. Birkaç gün sonra, bir elimle üstümdeki gömleği sıkıca tutarak geçtim meydandan. Her zamanki kalabalığa tepeden bakıyordum. Çok şükür, o gün kazasız belasız, gömleğimi kurtlara kaptırmadan meydanın bir başından geçip karşı kıyıya vardım. Ama akşam pantolonumu çıkarınca sevincim kursağımda kaldı. Alçaklar donumu çalışmışlardı.Adem baba gibi çırılçıplak kalmıştım ortada.
Bütün yaşamım hep korku içinde geçti. On altı yaşında iken kasaplardan kazık yememek için eti bıraktım. O günden bugüne ağzıma bir dirhem et girmedi. Bu yüzden boyum kısa kaldı. Biraz da çelimsizliğim ondandır. “Sırık gibi uzun olup da ne olacak?” diyerek kendimi avuttum. O yaz, gazetelerden, sütçülerin süte su kattıklarını öğrenince, kesin kararla, süt, peynir ve yağ yemeyi kestim. Enayi miyim ben! Su katılmış süt içeyim de gıdasız mı kalayım? Fazla yemenin kişi sağlığına iyi olmadığını bildiğim için bu karar beni hiç üzmedi. Bu işe en çok mahallemizin bakkalı kızdı.
Çok yavaş büyüdüm. Yirmi üç yaşında liseyi bitirebildim. O yıllarda iş bulmak güç olduğu için, babam beni manav Ali Efendi’nin yanına çırak verdi. Ali Efendi alçağın biriydi. Mahallede kazıklamadığı kimse yoktu. Ya meyveyi eksik tartıyor, ya parayı fazla istiyor ya da sağlam meyvenin içine ham ve çürük karıştırıyordu. Her meyve yediğimde, Ali Efendi’yi düşünüp kızdığım için, meyve yemekten iyice vazgeçtim.
Yıllar ilerledikçe herkesin alçak, düzenbaz olduğunu anladım. Herkes beni kolluyordu. “Bu enayi yanlış adım atsa da soysak!” diye gözümün içine bakıyorlardı. Sol yanımdan birisi çarpar korkusu ile, hep solumu kollamaktan mı nedir, zamanla sol gözüm şaşı olup gitti.
Bundan sonra işler tam sarpa sardı. Yürekler acısı bir durum! Arkadaşım Ali ile konuşurken bakıyorum diye dayak yemem bir tarafa, önüne gelen beni kazıklıyordu. Terzilerden, berberlerden korktuğum için, çarşıdan ne bir elbise, ne de bir çift ayakkabı alır olmuştum. Saçımı da kendim kesiyordum.
Bütün kent peşimdeydi. Açlık, gıdasızlık, kılıksızlık bir yandan,kazık, dayak bir yandan…Yaşamım çekilmez duruma gelmişti. Ama yine de sırtımdan varlıklı olan görmüyordum! Herkes benim gibi, yediği kazığı unutmaya bakıyordu. Herkes çıplak ve açtı! Ulan bunca adamın parası elbisesi nereye gitti? Uçup duman oldu sanki! Bir bilmece ki, insanın aklı almaz. “Ulan alçaklar durun!” diyorum. “Kazıklamayın beni!” Hep birlikte bizi kazıklayanları tanımaya çalışalım!” diyerek kaçıp buraya, Amerika’ya geldim. Oh be, gözünü sevdiğim yeni dünya! Çalışanın hakkını yemiyorlar burada. Tutumlu olduğum için, çalıştığım fabrikanın patronu beni sevdi. Kişilerin içyüzünü iyi bildiğim için, işimde çabuk ilerledim. Zayıflık, sıskalık moda olduğu için, patronumun şişman kızı bana âşık oldu.Evlendik.
Bana bu kadar kötülük eden kişilerden öcümü almam için varlıklı olmaya karar verdim. Geceyi gündüze katıyor, kafa yoruyordum. İnsanlara hiç unutamayacakları bir ders vermeliydim. Bana bol para kazandıracak bir buluşun peşindeydim. Hem zengin olacaktım, hem de kişilere ben de kazık atacaktım. Böylelikle bunca yılın acısını çıkartacaktım.
Sonunda bir gece isteğime kavuştum. Uzun çalışmalardan sonra Koka gazozunun gizini buldum. Kayınbabamın sayesinde, buluşumu geliştirerek, Amerika’nın tüm kentlerinde fabrika açtım. Şimdi de Koka gazozunu size satıyorum. Satılan her şişe ile içim serinliyor, şaşı gözüm düzeliyor ve derin bir oh! çekiyorum.


