Juno'lar Aramızda
ANKARA- Daha ergenlik dönemini bile tam anlamıyla yaşamadan anneliğe adım atan Juno'nun öyküsü bu yılın en çok konuşulan filmlerinden biri oldu. Aslında bildik bir konuyu ele alan bu küçük bütçeli bağımsız film, belli başlı sinema ödüllerini almakla kalmadı; Oscar adaylıklarında da üst sıralara yerleşti.
Tören gecesi kazananlar açıklandığında Ellen Page'in en iyi kadın oyuncu Oscarı ile tam bir sürpriz yapması bekleniyordu, ama en azından Diablo Cody en iyi özgün senaryo dalında ödülü kucakladı.
Filmin başarının sırrı içtenliğinden ve empati kurmaya açık bir şekilde kurgulanmasından kaynaklanıyor.
Özellikle bizim gibi toplumlar için daha 16 yaşında anneliğe adım atan Juno'nun içinden geçtiği sıkıntılı dönemin duygularını algılamak hiç de zor olmasa gerek. Bu coğrafya maalesef kadınlara toplumun eşit bireyleri olarak davranmayı reddeden, onları eve kapatıp birer çocuk doğurma aracına dönüştüren bir toplumsal düzenin sayısız örneğiyle dolu.
Nüfus kayıtlarında sahtecilik yaparak --hem de anne ve babanın rızasıyla-- ilköğretimi zar zor bitirdikten sonra evlendirilen ve 13'ünde anneliği yaşayan kadınlarımız bir tarafta; töreydi, gelenekti diye Juno'nun yaşlarındayken babası hatta dedesi yaşındakilerle zorla evlendirilen kadınlarımız diğer tarafta.
Uzun sözün kısası, Juno'ya mı üzülsek, yoksa asıl kendi hallerimize mi üzülsek daha doğru olur dersiniz?
Filmdeki Juno karakteri, en azından bizimkilerle karşılaştırıldığında çok daha şanslı durumda. Hamile olduğunu öğrendiğinde babası ve üvey annesiyle konuşup, onların yardım ve desteğini alıyor. Kürtajdan vazgeçip çocuğunu doğurmaya ve daha sonra evlatlık vermeye düşündüğünde, ne çevresinden anormal bir tepki görüyor, ne de ailesinden.


