Hoşçakal!...
Kıyafetler ve kitaplarla tıka basa dolmuş valizim, pişmanlıkla son nefesini vermiş bir ölü gibi boylu boyunca yerde uzanıyor…
Dün akrobatik hareketlerle silmeye uğraştığım penceremden içeriye günün ilk saatlerinin dingin ve mahmur ışığı vuruyor…
Aarhus’un sabah güneşiyle bu son buluşmamıza biraz alkollü ve kederli, çokça hevesli geldim.
Uzundur sade içmeye alıştığım; fakat ağzımın geceden kalma ekşiliğiyle kırıştırsın diye bu kez bol şeker döktüğüm sabah kahvemi bardağıma doldurdum…
Dün bütün gün tozlarla, çikolata kağıtları, harita parçaları ve ilaç prospektüslerinin kolayca bir araya gelmez karışımından meydana gelen çöplerle boğuşarak tertemiz hale getirdiğim odamla; beni beş ay boyunca burada kendi evindeymişçesine ağırlayan yatağım, ilk kez bugün temiz, lekesiz ve düzenli gözüken masam ve her sabah yorgun, sakallı yüzüme, kıpkırmızı gözlerime bakmak zorunda kalan aynamla vedalaşıyorum...
Birazdan odamı yeterince temizleyip temizlemediğimi kontrol etmek üzere, kaldığımız yurdun saçları ve keçi sakalı beyazlaşmış, bu ‘açığını’ her daim sportif kıyafetler giyerek kapatmaya çalışan görevlisi gelecek.
Evde bir ‘falso’ bulmazsa, (sınav zamanı sinirlenerek kahve döktüğüm duvarları güç bela sildim) birlikte kontratı sonlandıracağız.
Beni Danimarka’ya bağlayan son ‘resmi’ bağlardan kurtulacağım böylece…
Caddelerinde sokak köpeklerinin tekmelenerek öldürüldüğü, şairlerinse mısralarında Boğazın harikuladeliğiyle birlikte anmayı tercih ettiği “kürkçü dükkanıma”, İstanbul’a dönüyorum.
Hayli hareketli bir gecenin ardından, kendimi sabahın saf dinginliğine, uykunun şefkatli kollarına bırakmak yerine yeni doğan günü hevesle karşılıyorsam, yanlış anlaşılmasın sakın! Bunlar, yaşanmışların hüznüne adanan beyhude vakitler değil!
Bilakis, geleceğe; çalışmaya, okumaya ve yazmaya vakfedilecek çileli günlere bir selam duruşu!
Her yanımı bir ahtapot gibi saran tutkumun taşma vakitleri…
“Eve dönüş”üm üç saatlik bir tren yolculuğuyla başlıyor; başkente, Kopenhag’a gideceğim.
Ve asıl mesele!
Ellerim boş giderse, hatırlanmadıkları gerekçesiyle yüzüme bakmayacak, kapılarını son sürat suratıma kapatacak dostlarıma bu ülkeyi, yaşadığım günleri hatırlatan bir şeyler almak zorundayım.
Bunun oldukça zor bir süreç olduğunu biliyorum; fakat neyse ki Kopenhag’da en iyi ve en hesaplı hediyeler için nereye gitmem gerektiğini öğrendim ve kime ne alacağıma çoktan karar verdim.
Plansız yaşamayı istemeden hayatının düsturu haline getirmiş biri için muazzam bir başarı!
Hayatımın ‘özel’ bir bölümünü geride bırakıyorum…
Yabancı bir ülkede, dünyanın dört bir yanından gelen insanlarla paylaştığım bu beş ay, benim için başka bir geleceğe tercih edilmiş ve bedeli hakkıyla ödenmiş bir ödüldü…
Bu ödülü, onun sayesinde tanıdığım güzel insanları hiçbir zaman unutmayacağım…


