Herkese Göre Var Burada...

07 Aralık 2005

WASHINGTON- Kaslı kaslı adamlar, güzelliklerine dayanılmaz kadınlar, güneşte saçlarını saf zeytinyağıyla tarayan kızlar... Herkese göre var bu kör adamın diyarında...
Bir Sansürsüz okuruyla ‘chat’leşiyordum MSN’de geçen gün. Takma adla yazışıyordu. Homeros’un yiğitlerinden birinin ismini seçmiş, ‘Keşke gerçek ismim Aşil olsaydı’ diyor.
Aaaaah Homeros; pek severim. ‘Şarap koyuluğunda deniz’ der mesela Ege denizini tarif ederken. Bu denizin duyduğum en güzel tariflerinden biri bu!
Bilmem mi; Ege manyağıyım ben!
Hamileyken bile deli gibi rüzgarlı havada, çılgın gibi sallanan teknelere bindim Kiklad adalarında. Ve aynen böyle idi denizin görüntüsü...
Washington DC’de, şimdi dışarıda lapa lapa kar yağıyor. Yanımda şömine çatırdıyor.
Ege, İyon denizi imajları açıkçası bu havada çok iyi gidiyor!
Biraz önce çıkardım o günlerin videosunu; tekrar baktım şarap koyuluğu ve yoğunluğundaki denize.
Benim 9 aylık kıza da gösterdim; videodan rüzgarın uğultusunu, teknenin taka takasını duyup müzik sanıp dansetmeye başladı! Ana karnında içine işlemiş bu zevk!
Babası da önüme küçük bir viskicik attırıverdi şimdi; oh dalayım Homeros’un diyarına biraz daha:
Homeros’un en güzel yanı bu, dizelerinde herkese göre var. Kadınsanız kaslı, kaslı savaşçı imajları içinizi açıyor.
Dün gece TV’de, tarih kanalında (History channel) Romalı kadınların afrodizyak olarak gladyatörlerin terini toplattıkları anlatılıyordu.
Demek ki kadın milleti olarak savaşçı hayranlığı evrimsel hikayemize kayıtlı!
Adamsanız, güzelliklerine dayanılmaz sirenlerin diyarına düşüp Odisseus gibi, ‘Kalipso adasında 10 sene seks yapıp, uyuyuversem’ diyorsunuz.
Çocuk ya da çocuk ruhluysanız da devlerle, hayaletlerle, hayvanlarla, pür sevgiyle ilgili kısımlar sizin için:
Rüzgarın uğultusundan, tek gözlü devlerden bahsediliyor Odissea’da.
Ben de uğultu sesleri çıkarıyorum, dev taklitleri yapıyorum; benim kız kıkır kıkır gülüyor.
Ana babalara, çocuk bakanlara tavsiye ederim Homeros’u ufaklıklara okumayı çünkü birçok masaldan daha kolay algılaması onlar için bence.
Masal okurken ‘bir varmış bir yokmuş’ diyene kadar ilgisini kaybediyorum bile veletin! Kolaysa anlat ‘bir yokmuş’un manasını. Avucuma bir şey koyup üfleyip uçuruyorum, ‘işte bir varmış, bir yokmuş oldu’ diyorum.
Homeros’un dizeleri canlı, kanlı sıfatlarla kaynıyor. Bir bebeğe anlatımı kolay bu yüzden:
‘Şafak pembe parmak uçlarını gökyüzüne yayarken’ diyor, parmaklarımı aça aça, pembe rengini göstere göstere tarif ediyorum bu manzarayı ona.
Truva savaşından sonra İyon denizindeki ada İthaka’daki evine dönmeye çalışan kahraman Odisseus’un ‘evinin bal ışıkları’na duyduğu özlem dile getiriliyor Odissea’da.
Ah bu ‘evimin bal ışıkları’ lafı beni gönülden avlıyor. Ne güzel bir tarif!
Binlerce yıl evvel, destan devrinde yaşayan bir gemicinin ada gecelerinin karanlığında kıyıya yanaşırken gördüğü evlerin içinde yanan meşalelerden yayılan renk bal rengi idi herhalde.
Benimkine bal kavanozunu gösteriyorum, evimizin dört yanını işaret ediyorum, lambalar falan; bu tarif de küçüğün zihninde birkaç şimşek çakıyor sanki.
Kapın okuyun Homeros’un Odissea’sını, yeni yıl yaklaşırken bu soğuklarda iyi gidiyor; Bodrum’u, Ege’yi, yaşamdan aldığınız derin zevki kelimelerde hissedin!...