Engin Ardıç ve Haşmet Babaoğlu Bana Kahvaltı Ismarladı...

15 Ocak 2010

Sabah uyandım, üstümde tarif edilmez bir ağırlık ve yataktan çıkamama dürtüsü var.

 

İçimden kesin dışarda yağmur yağıyor dedim, dışarıya kulak kabarttım.

 

Ya yağmur yağmıyordu ya da çiseldği için yağmurun sesini duymuyordum.

 

Birkaç dakika sonra kalkıp perdeyi aralayınca yağmurun çiseldiğini gördüm.

 

Böyle havalar beni yatağa gömüyor nedense. İçimden dışarı çıkmak, işe gitmek gelmiyor; o gün paso tembellik yapmak istiyorum. Ama gelin görün ki mevsim kış ve günlerin çoğu yağışlı geçiyor,o yüzden de işe gitmemezlik yapamazdım ama en azından geç gidebilirim diye düşündüm. İşyerine gidince bir yalan uydururdum artık.

 

Yüzümü falan yıkadıktan sonra sadece gazete almak için dışarı çıktım.

 

Sabah gazetesiyle geri dönüp televizyonun karşısına geçtim.Yazılarını pek sevmesem de ikinci sayfadaki ilk köşe yazısı onun olduğu için Ayşe Özyılmazel'in yazısını üstünkörü taradım.Cem Yılmaz'ın son filmi Yahşi Batı'nın kendisinde bıraktığı hayal kırıklığından bahsediyordu.

 

Kendi kendime gülümsedim, övünmek gibi olmasın ama ben bunu taa GORA'dan beri söylüyorum, Cem Yılmaz bir Stand Up'çı olarak profesyoneldir, ama nedense Türkiye'de herkes kendi filmini yapmak istiyor.Kim bilir hiç tanınmayan nice senaristlerin yapıtları hangi kapılardan dönüyor ama ilgilenen yok.Kime baksan bir iki filmde oynadıktan  sonra kendi yazdığı filmi çekmeye kalkıyor. Gerçi bazıları şaşırtacak derecede başarılı oldu, misal Mahsun Kırmızıgül. Mahsun ben benim diyen yönetmenleri bile şoka uğrattı. Neyse...

 

Ayşe'nin yazısından sonraki ikinci yazı Engin Ardıç'ın... Atina'ya gitmiş ,yine birilerine sayıyor oradan. Yazının sonunda da Roma'nın meşhur sızma zeytinyağından bahsediyor.O kadar çokmuş ki yemeklerde salatalarda zeytinyağı, içi dışı vıcık vıcık zeytinyağı olmuş, Atina'dan Haşmet Babaoğlunun kulaklarını çınlatmış.

 

Tesadüfe bakin ki,bir sonraki sayfada farkında olmadan Babaoğlu da patates kızartmasından bahsediyor yazısında.Sanki Engin Ardıç ve Haşmet Babaoğlu bana kahvaltıda ne yemem gerektiğine dair mesaj veriyor (tanıyanlar benim patates kızartmasına ne kadar düşkün olduğumu bilirler.) Yalan değil, küçük bir çocukken büyüdüğümde kral olmayı ve hizmetkarlardan kazanlar dolusu patates kızartmalarını istemeyi hayal ederdim... Meğer çok patates yiyebilmek için kral olmak gerekmiyormuş, şimdi doya doya yiyiyorum.

 

Bir de değişik bir uslubum vardır patates kızartırken. Patates kızartması sevenlere özellikle patatesi kızgın yağa atmadan önce tuzlamalarını tavsiye ediyorum. Patatesler tuzu yiyip kızardıklarında nar gibi kızarır ve lezzeti de daha çok olur, en azından denemenizi tavsiye ederim.

 

Bu arada tesadüf dedim ya, iki yazarın yazısının arasında ne haberi vardı biliyor musunuz! Haşmet Babaoğlunun yazısının hemen solunda?

 

''Tuzsuz yaşam olur mu?''... E, hiç tuzsuz patates kızartması olur mu alla sen!

 

Biliyorum pazar yazısı gibi oldu ama idare edin. Yazıyı okuyupta canı patates çekenler bana misafir olsun, ihya ederim...