Edebiyat Adamının Kişisel ‘Atölyesi’
2002 yılında Milliyet gazetesinin kültür sanat ekinde bir Hayat Atölyesi vardı, Murathan Mungan’ın yazdığı. Kültür-sanata dair ne varsa günlük kıvamında o atölyede işleniyor, tam sayfa olarak okura sunuluyordu. Bir tür ağız tadıydı bizim için. Lütfen, ne olur, beni de anlatın diyen ne çok eser, eserleşmeye aday uğraş vardır, biliriz. İşte o eserlerin yazarla yaptığı içsel yolculuk, bir soluktu hep, okunur, değerlendirilir, çoğu da kesip saklanırdı.
Cinayete gebe sokakların artmadığı zamanlarmış demek ki… Şimdi ise lütfen beni izle, bana bak ve beni yorumla diyen sıradanlığın içinde, bir tek dize anımsamaksızın ilerliyoruz. Aklımızda kanatları olmayan bir tek satır yok herhangi bir romandan.
Murathan Mungan, anlattığım kültür sanat günlüğünü onca keyifli çalışmasının ardından bizimle paylaşıyor. Kitap Metis Edebiyat’tan çıktı bu ay. Çok çiçek bir duruşu var. 46 haftalık geçmişi olan Hayat Atölyesi’nin yalnızlığı bu kitapla dağılmış oluyor.
Mungan “Ben bir gazeteci değilim; bildiğiniz gibi bir edebiyat adamıyım” diyerek başlıyor söze. Hangi rolle o gazetede yer aldığını bilmemizi istiyor. Ve o kadar tanıdık sözlerle çıkıyor ki karşımıza, kendisini bize eski ama hala güncel sözlerle sunması başka bir keyfin işlenmiş hali…
Meselâ: “Türkiye’de her şey olabilirsiniz, ama bir tek şey olamazsınız, rezil olamazsınız” demiş Mungan. Bu memlekette her şey çok kolay olunuyor çünkü hiçbir şey olunamıyor! Tertipli bir mantık…
İstanbul’un otopark köşecileri ile gazetelerin köşecileri arasında kaç fark vardır, sorusu da havada kalıyor: Yanıt, hiç fark olmaması. Oysa biri kabadayılık, doğru bağlantılar ve korkutucu bir güce sahip olmakla gerçekleşirken diğeri bundan aşağı kalmıyor. Doğru ilişkiler, az buçuk fik fik haller, birilerinin komşusu/aşkısı/çatkısı olmak kâfidir köşede yazar olmak için…
Edebiyat adamımız Mungan, İstanbul’un İstanbul’una en kolay çıkan sokaklarını tercih eder yaşamak için. Her bakışında sokağa bir dolu sözcük, bir dolu ünlem, bir dolu cümle, bir dolu fiil geçmektedir ve edebiyat adamı Mungan baktıklarını görmekte mahirdir. Çünkü o gözleriyle yakalar konusunu ve öyküsünü öyle kurar. O sokakları anlatmak; sokaklardan kente yayılan yalnızlığı en kesif kokusundan tanımak gibi kendine has huyları vardır. Hayat Atölyesi biraz da bu tanış/ediş sokakların mekân olarak kullanıldığı atölyedir. Bir sabah evden çıkar, karakedi keser yolu, kuyruğu da yoktur üstelik ve birinin lanet korkusunun saldırısına uğramıştır; eğilir, kediyi en kedi yanıyla sever, okşar, kedi unutur kuyruğunun yokluğunu, hayvanlığının örselenmişliğini ve bir bulmaca gibi dolanıp durduğu lanet’in neye, niye olduğunu…
Köşeyi dönünce bir yazara rastlar, yayınevine doğru akşamdan kalma ayaklarla uzanmaktadır, elinde yeni kitabın taslağı ve birkaç adımda edebiyat halli, paylaşılır yeni eser. Böyle böyle Galatasaray’ı geçip Tünel’e dek dünya kadar fotoğraf, dünya kadar roman akar önünden… Geri döndüğünde bugünkü günlüğüne gördüklerini nasıl yazacağının kurgusunu yapar. O sokakta gördüğü, telefonda konuştuğu tüm yazar, sanatçı arkadaşları, içtenlikle size de dost oluverirler birden. Kültür sanat günlüğü mahalle takımı gibi olur artık… Seversiniz, terk etmezsiniz bakışların yarattığı dünyanın atölyesini…
İşte böyle bir kitap Hayat Atölyesi! Mungan’ın İstanbul’undan sanata, estetiğe, kirliliğe, yalnızlığa, kültürel varlığa, insanal yokluğa uzanan bir dönemin kurguları var, özünü hayatın kendisinden alan. Bir de “istediler yazdım” bölümünde kendisinden çeşitli konularda istenen yazılar; “sordular söyledim” bölümünde ise yapılan söyleşiler ve anketler ile güncel konulara dair düşünceleri var.
Bir demli çay kıvamında, İstanbul’un ağırlaşmaya yüz tutan akşama doğru an’larından kesitlerin yer aldığı Hayat Atölyesi ile Murathan Mungan, tanımladığı gözleri ile geziniyor aramızda.


