Bu Kalp Sizi Unutur mu?

20 Kasım 2009

Pardon filminde, Komiser (Bülent Kayabaş) İbrahim’i (Ferhan Şensoy) konuşturamayınca ‘’isterseniz İbrahim’i öttürelim amirim’’ diyen başka bir polise ‘’hayır memurum işkence yok!’’ diyor ve İbrahim’e dönüp ‘’insan insana böyle bir ayıbı yapmamalı’’ diyor. Doğru bir cümleydi ama ne yazık ki yine de işkence yapılıyordu filmde.

 

***

 

Salı akşamı televizyonda ‘’Bu Kalp Seni Unutur mu’’ adlı diziyi izleyince 1980 döneminden sonraki süreçte Diyarbakır Cezaevinden çıkan bir mahkûmun anlattıklarını yaşadım yeniden. (dizi işkence sahnelerinin çok fazla olması sebebiyle RTÜK tarafından uyarı almıştı)

 

RTÜK, Genelkurmay eleştirdikten sonra uyarı yaptı diziye; bakalım Murat Belge’nin de danışman olarak başvurulduğu dizinin öykü yazarı Mumtazer Türköne bu uyarıyı ne kadar dikkate alacak. Zira Türköne dizideki işkence sahnelerinin aslında içinin boşaltıldığını ve onda birinin sahnelendiğini açıklamıştı.

 

Dizide rol gereği görsel ve fiziksel işkenceye maruz kalan Sinan (Bülent İnal) ‘’sıradan askerlerin bile cezaevinde nasıl canavarlaştığına tanık oldum!’’ diyordu.

 

İki arkadaşı içerde kendini yakmış, kafaları lağam çukuruna sokulmuş, çırılçıplak toplu halde soyulmuş, önlerinden geçen köpeğe tekmil vermiş, gece yarısı uyandırılıp hazırol şeklinde uyumaları istenmiş, ayakta hazırolda beklerken “öl’’ komutuyla yere dik bir şekilde çakılıp ağzı burnu kırılan, kan revan içinde kalmış ve kendisi de boynuna ip bağlanıp altındaki sandalyeye tekme atılmış fakat bu, sadece gözünü korkutmak için yapıldığından askerlerden biri Sinan can vermeden onu ayaklarından tutarak yukarı doğru kaldırıp ölmesini engelliyor; ama Sinan ölüm korkusunu yaşıyor, canının yarısı öbür tarafa gidip geliyor.

 

Hapisten çıkan Sinan uyurken hazırolda uyuyor yine, arkadaşıyla konuşurken yine hazırolda.

 

Dizide bir başka sarsıcı sahne de görüşe gelen mahkûm yakınlarıyla ilgili olandı:

 

Kocasını ziyarete gelen bir kadın sıradaki başka bir kadınla sohbet ediyor. Oğlunu ziyaret etmeye gelen kadın öbür kadına ‘’sen Türkçe biliyor musun?’’ diye soruyor, kocasını görecek olan ‘’hayır’’ diyor, ‘’hii!’’ diyor öbür kadın ‘’vallahi sen içerde Kürtçe konuşursan kocanı yamulturlar!’’

 

Ve bunun üzerine ona Türkçe birkaç kelime ezberletmeye çalışıyor, içerde askerlerin yanında ‘’Berzan nasılsın de’’ diyor ‘’sonrada Kürtçe konuşursun’’ kadın da bu cümleyi tekrarlayarak ezberlemeye çalışırken sıra onlara geliyor.

 

Mahkûmun hemen arkasında bir asker olduğundan dolayı kadın ilk önce ezberlediği cümleyi söylüyor: ‘’Berzan nasılsın?’’ Berzan da pek Türkçe bilmiyor ama karısının Türkçe öğrenmiş olduğuna şaşırıp seviniyor; ‘’iyiyim, sen nasılsın?’’ diyor.

 

Ne var ki asker ayrılmıyor oradan. Kadın çaresiz tekrar soruyor:

 

‘’Berzan nasılsın?’’

 

‘’İyiyim, sen nasılsın?’’

 

Asker oradan ayrılmayınca bu birkaç defa tekrar ediyor ama asker hala orada…

 

Kadın ağlamaya başlıyor ve başka bir cümle bilmediğinden durup durup aynı soruyu soruyor, Berzan da aynı cevabı ve akabinde aynı soruyu…

 

Berzan nasılsın? İyiyim, sen nasılsın? Berzan nasılsın? İyiyim, sen nasılsın? Berzan nasılsın? İyiyim sen nasılsın?

 

(Tabi o esnada biz ekran karşısındakiler kendimizi hiç iyi hissetmiyoruz, hem Türkçe hem Kürtçe!)

 

Görüş bitiyor…

 

Bu arada yaşlı bir kadının giderayak Kürtçe konuştuğunu gören asker, mahkûmun annesi odadan çıkmadan ‘’benim bir suçum yok, annem Türkçe bilmiyor’’ diyen mahkûma sopayla vurmaya başlıyor.

 

***

 

Küçüklüğümde babamla beraber cezaevinden çıkan bir mahkûma geçmiş olsuna gittiğimizde adamın kendilerine yapılan işkenceleri anlattıktan sonra; ‘’bütün bunların içinde en kötü olanı da arkadaşlarımıza işkence yaptıklarında seslerini duymamızı sağlamalarıydı, bana göre en kötü işkencede buydu’’ demişti.

 

***

 

Aslında aşka dair yazılmış olan ‘’Bu kalp seni unutur mu?’’ şarkısını, sıradan bir er’i bile canavarlaştıran beyinlere ithafen dizinin adı olarak ‘’bu kalp sizi unutur mu?’’ diye değiştirilmesi gerektiğini düşündüm… Çünkü dizide işkencecileri izlerken fonda parçanın çalan müziğiyle beraber ben içimden öyle okuyorum…