Borsa ile Fabrika Arasında Sıkışmak
Amerika’da ortaya çıkıp küresel anlamda tüm dünyayı sardıktan sonra, şimdi bu virüsten etkilenen ülkelerin ve tabii ki ABD’nin krizden ne zaman çıkacağı tartışmaları başladı. Kimi yorumcular işi kehanet boyutlarına taşıyıp neredeyse kristal küre üzerinden tahminlerde bulunmaya başladılar. Verilerle hareket edenler ise sınırlı sayıda kalmakta. Küresel krizin hala finansal bir kriz mi yoksa fiyatlandırma krizi mi olduğu tartışıladursun, asıl önemli olan kısım sürekli gözden kaçırılmakta. Artık küresel bir mali krizden söz etmek olanaksız. Kriz ekonomik kriz halini aldı. Bu ne demek? Cevabı basit. Kriz kredi piyasalarından reel ekonomiye sıçradı ve oradaki boyutu vahimleşerek devam ediyor. Adı üstünde Reel yani gerçek ekonomi. Finansal piyasalar ise sanal ekonomi. Oturduğunuz yerden paraların birbirine olan değerinden (parite) den hareket ederek para kazanıldığı, gerçek değeri bir türlü kestirilemeyen, aslında düşük olması gerekirken sermaye piyasalarının azizliğinden yüksek değerlenen ya da tam tersi yüksek değere sahip olması gerekirken düşük değerlerde seyreden hisse senetlerini alıp satarak kâr edilen, paranın nakitten faize döndüğü olmadı faizden alınıp, hisse senedi piyasalarına enjekte edildiği bir düzendir finansal piyasalar. Emek yoktur, alın teri yoktur. Yatırımın sonucu çok kolay ve çabuk alınır, hemen her şey yıkılarak, başka bir yatırım aracına geçilir. O nedenle ekonominin göstergesinin sadece para ve sermaye piyasalarındaki hareketler ile faiz oranlarının belirlendiği düzene göre algılanmasını şiddetle reddediyorum. Diğer tarafta ise işgücü, emek, girişimci ve toprak olan yani ekonominin temel unsurlarını barındıran reel ekonomi. Reel ekonomi demek fabrika demek, iş demek, makine, tesis demek, yatırım demek, kâr demek. İşler kötüye gidince tası tarağı toplayıp bir anda bulunduğu yerden gidememek demek. İşte bu nedenle, finansal ekonomi onlarca kişiye iş imkanı tanırken, reel ekonomi binlerce kişiye iş imkanı sağlamaktadır. Bir fabrika kurulduğu zaman sadece fabrikada çalışan işçiler değildir sadece istihdam edilenler, üretilen malın pazarlanması için çalışanlarda bu süreçten payını alır. Yani istihdam çevresi sürece göre değişkenlik gösterir. O nedenle buradaki bir aksama aileleri de sürece kattığımızda yüzbinlerle ölçülen kişiyi etkiler. Bu konuya bu kadar derinlemesine girmemizin sebebi son dönemde ABD’de finansal piyasalarda başlayan ralliye kendini kaptırıp krizin sonu geldi, artık çıkışa geçeceğiz söylemlerinin çok da gerçekçi olmadığı içindir. Geçen hafta Kültür Üniversitesi’nin düzenlediği kriz konulu bir panelde konuşmacıydım. Katılımcılardan birisi krizden ilk çıkacak ülke hangisi diye sorunca hiç tereddütsüz ABD dedim. O nedenle ABD’nin kendi finansal piyasalarını takip edip, finansal piyasalar düzelince diğer sektörlerde düzelir diye düşünmesi bir dereceye kadar normal kabul edilebilir belki algılama zorluğu çekildiği, kriz finansal piyasalarda başladığı için finansal piyasaların düzelmesini bekledikleri düşünülebilir ancak gelen veriler sağlıklı değil. Tam her şey düzelecek gibi düşünürken, alınan sipariş miktarlarının düştüğü, yeniden satın alınan konut miktarının düştüğü verileri piyasalara yansıyor. İşsizlik verileri tam gaz dibe doğru gidiyor, her gelen veri rekor üstüne rekor kırdırırken sadece finansal piyasalara bakarak kriz bitti demek çok iyimser kalıyor. Finansal piyasalarda piyasa oyuncuları uzun süre kâr etmeden yaşayamazlar. Yoksa işin doğası gereği, para daha çok kâr edilecek alanlara kayar. Bu nedenle yatırımın geri dönüşü çok kısa olmalıdır. Yatırımı döndürebilmek için de bu kısa sürede kâr edebilmek çok önemli. Oysa fabrikanız varsa eğer, bir faaliyet dönemi çalıştıktan sonra ancak kâr ya da zarar ettiğinizi görürsünüz. Zaman dilimi uzundur. O nedenle finansal piyasa oyuncularının beklemeye tahammülü yoktur. Sadece finansal piyasalara bakarak kriz geçti dersek, Chrysler ve General Motors’un iflas bayrağını çektiğini, Porsche’nin ana otomobil varlıklarını Volkswagen’a satacağını, ardı ardına işten çıkartılan işçileri nasıl açıklayacağız. Özetle kriz finansal piyasalar düzelmeden düzelmez, ancak reel sektör bu esnada çökerse yeniden yapılanma nasıl olacak o sorunun cevabı henüz verilmiş değil. Bu nedenle yazının başlığını “borsa ile fabrika arasına sıkışmak” olarak koydum.
Ülkemizde ise durum dünyanın geri kalanından çok farklı. Bizdeki asıl sorun hep üstüne basarak söylüyorum, reel sektör sorunu. Reel sektör üretim yapamıyor. Yapsa satamıyor, satsa tahsilatı gerçekleştiremiyor. Bizde vadeli piyasa kısmen dış ülkelere karşı daha dayanıklı olmamızı sağlasa da, vade 142 günden 164 güne çıktı. Üretim mekanizmasındaki çarklar dönmüyor. Üretim yapan işletmelerin çoğu küçük ve orta boy oldukları için, dayanma güçleri de gitgide azalıyor. Birde üstüne, alınan kredilerden doğan finansman yükü yani faiz, ödenmesi gereken devlet borçları (vergi, muhtasar, geçici vergi) binince, iş yapıp para kazanmak hayal oluyor. Çoğu kimse işini biran önce kapayıp daha fazla zarar etmemek peşinde. Bizim verilerimiz sadece gecelik faiz oranı, güven endeksi vb olmayıp, bu güne kadar alınan ihtiyati haciz kararları, ödenmeyen çekler, protestolu çekler, ortalama vade süresi, hammadde talep hızı, alınan iç sipariş oranı, alınan iç sipariş oranı gibi piyasa verileri olmalı. Bunları esas alarak ekonomiye baktığımızda daha doğru bir bakış açısına sahip olacağımız düşüncesindeyim.
Umarım ekonomiye ilgi duyanlar, ekonomiyi idare edenler de ülkemiz gerçeğine birde bu pencereden bakmayı denerler.


