'Beni Sevdiğin Zamanları Hatırla'

13 Şubat 2010

Evlerin ve duvarların ve sokağın yalnızlığı üzerine…

Alt kattaki komşumun ki Kürtçe bağırır kendileri, uzun zamandır geceyi yırtan sesine uyanıyorum. Ne tuhaftır, o sese bakarak uyanmak ve uyumak… O, dört çocuğu, bir kocası ve bir annesi/kayınvalidesi ile bir göz evde daraltılmış hayat alanı içinde en iyi sesiyle top koşturabiliyor… Onun gülmeleri hiç yok haniyse. Yalnızca derinden gelen çığlıkları var…

Çığlık atar, imdat ister gibi kızmaları ve bağırmaları vardır… Kesilmeyen sesler bunlar. Bir tokatla, bir karşı haykırışla budanmayan öfke ya da…

Bazen belli belirsiz yanıtlar birileri onu. Sertlik sezilir sesinde, ancak ne üste çıkar o alt se, ne de bastırır kendini tüm seslerin üstünde…

“Artık yeter!”, der gibi zayıf ve güvensiz bir tonlama ile sızlar sadece…

Dikkat kesiliyorum, evet…

O güvensiz ve zeminsiz kopup gelen seslerin uğrayacağı hışmı ve ifadesizliği tanıyorum sanki.

Kapı komşumdur bu kadın, ancak çıkardığı ses… Şu anda birilerinin daha koparmakta olduğu sessiz fırtınaya eşdeğer gibidir. O birileri de bağırabilse, ya da konuşabilse bir, işte tam da bu ton ve makamda olacaktır…

Hayat bu seslere tutunarak uzayıp gidiyor… Geçen her yıl aslında hızla kısaldığını söylese de bir önemi yok; ilk gençliğimde fark etmediğim hayatın içinde başkalarına ait tüm an’ların ve seslerin tanığı kesiliyorum. Bu nedense yormuyor, üzmüyor şimdilik. Oysa üzmesi gerekirdi. İçimi, derinliklerimi ve kilitli odalarımı sızlatması… Haniyse ağrıtması gerekirdi…

Sevmek böyle bir şey…

Artık olmadığını bilerek dahi yetinebiliyorsun. Yetebiliyorsun kendine ve ısrarla, tüm kapalılığına karşın sevdana…

Sevmek gölgesiz bir perde…

İstemediğin zaman kimseye açılmayan ya da kapanmayan…

Kapanmayan hallerinden çok geçtik demek ki…

Şimdi açılmayan yanı teselli niyetine yazgımızda…

****

Cibelle’yi dinleyin…

Bulun ve dinleyin… İstanbul’un poyraza ve lodosa çevirmiş kış gecesinde az bir sıcakla yetinebilen şarkısı ile tanışın…

Gren Grass desin size Cibelle…

İnanın daha anlaşılır olacağım.

Hiç görmediğim halde bana uzak, bana yabancı kenti düşündürten bu şarkıyla hem kederi hem uzak bir an’ı düşleyin… Kendinize yakıştırdığınız sahnelerin arttığını hüzünlenerek göreceksiniz…

Hayatla konuşan diller var bu yıllarda…

Olmadık üzgünlükler, dolmadık çileler… Yönsüz savrulmalar içinde aileler… Aile olmak demek sadece “iyi” ve “güzel”e odaklan mı demek?

Siz en iyisi Green Grass’i dinleyin…Liriktir… Örtüsüz sancıları istemez dalgalarında… Ne varsa hayata dair, açıkça yaşanmasından yanadır zira…

Geceyle gelenin geceyle gitmesini anlatan bir şarkıdır çünkü… Anlamak için yormayın kendinizi… Tüm hüznünüze yakışan bir suskun yanı vardır sonra… Bilirsiniz öyle olması gerektiğini…

O kadın alt katta yasal gürültüsünü yapıyor… Ben tüm sessizliğimle varım, diyorum… Cibelle dinliyorum ve üstelik bu şarkı bir kadeh kırmızı şaraba daha çok yakışırdı sanki…

Cibelle dinleyin siz…

Belki, belki fotoğraf kareleri gelir aklınıza…

Dostlarla bir nehrin kenarında ince belli bardakta ateş çayı oluverirsiniz kim bilir...

Küskün kırmızılıkta bir damla dokunuş ya da… Ateşe uzanan bir dere çubuğu, ha! Ne dersiniz?

Tüm kent soğuktan kapanırken içine, pencereden kardan kıştan fırlayan bir ateş düşlersiniz belki… Bir şarkı hayat verirken, diğeri emaneti alıp gider uzaklara…

Sizinle aynı anda birilerinin daha aynı kişiyi düşündüğünü öğrenir, acınızı sonsuzlaştırırsınız ya da…

Gren Grass dinlesenize siz!

Üzmeyin, bağırtmayın Cibelle’yi…

****

Benim sevgilim öldü’nün adı gibi Cibelle… Green Grass tam da cenaze yerinde, tümü siyah kadınların dudakları ağlamaktan kurumuşken, çekilmişken içleri, uzaktaki ağacın altında beyaz bir elbise ile katılıyor ayinin en kuru sahnesine…

“Yatır başını eskiden kalbimin olduğu yere Dünyayı üstümde tutYeşil çimlere uzanBeni sevdiğin zamanı hatırla”

 

Üzmeyin, bağırtmayın kadınlarınızı… Ağlatmayın bir de… Bilmeyecekseniz değerini, sonda söyleyeceğinizi en başta deyiverin, az cesaret dileyin küçük tanrılarınızdan…

Sessizliğinize dil de olabilecek, geceler boyu durmadan konusu ve tanığı olan sohbetler edecek,  sevgisi ile tüm saklıları ve labirentleri çözecek cesaret sahibi olmayı isteyin bir de…

Cibelle’yi dinleyin bir yol…

Yollarınızdaki saklı hazinenin kapısı da olsun bu şarkı, açarı da…

Aşktan yoksun kalbinize, geçmişlerin hatrı için bir şarkı armağan edecekseniz şayet, Gren Grass olsun adı…

“Bugün yağmur kokuyor…” “Bana veda etme….” “Gökyüzünü anlat bana…” Beni sevdiğin zamanları hatırla, eyy “Ölü sevgili…”