Bekleme Halini Sevmek

14 Aralık 2009

Türkiye…

Tuhaflıkta parmak tüketecek kadar boyut atlamış ülke…

Yalanın, hilenin, kompleksin ve tasarrufsuz ilkel düşüncelerin kraliyeti…

Neyi niye yaptığını bilmeyenlerin yurdu…

Sorunlu ve tıkanık bir şişko!

Her sabah gazetelerden ruhumuza fışkıran kara harflerin tahribatı altında boynumuzu ipe dolayan, içimizi acıtan, tırnaklarıyla felaketin uçlarını yaralayan ülke…

Madrabazların, gammazların ve dilbazların kumpanyası;her sabah ve her akşam gösteri halinde olan sirk!

Medya maymunları, siyasi dinozorlar ve ahlaksız magazin zihniyetlerin rotasını çizdiği yol, ne demokrasiye, ne insani kudrete ne de insan olma haline çıkıyor. Şerit değiştiremeyecek kadar sıkışmış kalmışız trafikte. Sağduyu solduyu belki de ilk kez bu kadar dalmış birbirinin kırmızı çizgilerine…

Zor bir yol…

Ne dönebiliyorsun ne ilerleyebiliyorsun. Durduğun yerden sıçrama şansın da yok, senden istenen bekleme halini  sevmek sadece…

***

Tüm bu gudubet çarşının ortasına bir naylon çiçek yapmacıklığıyla başka bir haber düşüyor. Ben işin trajedisindeyim sadece…

Bilge köyünü biliyoruz; 44 kişinin öldürüldüğü yangın yeri…

Bu köyün sakinleri Trakya’da “güvenli” bir siteye yerleştirildiler. Polis gözetiminde bir site. Kent sakinleri beklenen tepkiyi göstermekte gecikmedi zaten; “bu insanların acısını anlıyoruz ama bizim hayatımızı da karartmaya kimsenin hakkı yok!”

Beklediğimiz cümle buydu. Şu Anadolu’nun engin tahammülünün Kürtler söz konusu olunca nasıl bir tahammülsüzlüğe dönüştüğünü gördük işte.

Bilge köyünün yarısı öldürülüp, diğerleri cezaevine atılıp, geri kalanı da Kırklareli’ne gönderildikten sonra bir okul açıldı köyde.

Saldırıda 6 çocuk öldürüldü, 14 öğrenci ailesiyle göç etti, 5 çocuk da Darüşşafaka Eğitim kurumlarında eğitime başladı.

Okulun kapasitesi ise 40 öğrencilik… Yani köy normal halindeyken 40 öğrenciliydi ve köyün 2 km uzağındaki bir okula gidiyorlardı.

21 öğrenci yok artık!

20 kişiye okul yapıldı… Artacaktır nüfus pek tabii ki…

Katliamı “eğitim eksikliği” diye tanımlıyorlar ya, acayip kanıma dokunuyor. Devlet korucusunu seçip ellerine silah verdiğinde eğitimsizliğin bir acıya dönüşeceğini hesap etmemiş olamazdı. Zira bu ülkede darbelerin, katliamların arkasında ne çok “özel eğitimli” insan olduğunu düşünürsek, eğitimin ne şekilde “şart” olduğunu da görmüş oluyoruz.

***

Tahammülsüzlüğü normalleştirme okulu da lazım bu memlekette. Felsefe okuyup, mantık savaşına girenlerin aklına şaşmamak için kaçıyorum insanlarla yüz yüze gelmekten.

Biliyorsunuz ben radyocuyum. İstanbul adlı küçük Türkiye’de Kürtçe yayın yapan ilk radyonun da başındayım.

Bu yaptığım işten gurur duyuyorum. Bir ilki yapmak ayrı, ama dillerinin yasallığına özlem duyanlarla aynı çizgide “gerçekten” buluşmak ayrı bir şey. Sanıyordum ki “aydın, barış elçileri” de benimle aynı şeyi hissediyorlar.

Iıhh! Kimsenin “profesyonellik” dışında kendileri iyi hissettirecek duyguları yok!

Ülkenin tüm dillerinden şarkılar söyleyerek albüm yapan, gruplarını her türlü yoz ilişki ve ilişkilenişlerin üstünde tutan, “kardeş”liğe vurgu yapan grup elemanlarından en popüler olan hatun kişi, “Kürtçe yayının dozu artmış” diye programını bitirdi. Ama bunu anlayışla karşılamayacağımızı bildiği için de gerekçesini saklayıp, “konser, albüm, barış için sanat etkinliklerinin yoğunluğu” olarak izah etti.

Kara mizahı izah etti kısacası…

Biz anladık onları…

Yasaklı olduğumuz zamanlarda dilimizden şarkılar söyleyip dev konserler düzenlediklerinde salonları ve alanları Kürtler doldurdu. Kürt kentlerine ve Kürdili etkinliklere katıldıklarında boşluk yaşanmadı. Ama sezonluk bir iş olarak algılanmak bu halkın kaderinde var. Kendi yazgısına körcesine bağlılık, genetik kodlamalarında var.İsteseler de kıramayacakları bir zincire dolalılar. Kürt sevmek modası varken gelip sevip gittiler.

Şimdi sevmiyorlar bizi…

Zamanı gelince ellerinde çiçekler, dikiliverirler bağrı yanık, içi tutuk anaların kapılarına… Dillerini kıra kıra, sahte bir hüzne batmış mimikleriyle döküverirler Kürdili bir ağıdı… Alkış isterler sonra…

Alkışlarız biz de… Bize rağmen bizimle aynı düşünen insanları görüp, duyunca içimizden binlerce kelebek gökyüzüne süzülüyor nedense… Aşağılık kompleksimizin gelip durduğu son pencere...