Ataköy’de Köpek Olmak
İnsanca haklara sahip olarak yaşamak coğrafyaya göre değişiyor. Asya veya Afrika’daki yaşam standartları Avrupa’dakiyle aynı olamıyor tabiatıyla. Bu hayvanlar için de öyledir. Mardin’deki bir sokak köpeği veya kedisi, İstanbul’daki bir köpek veya kedi gibi aynı muameleye maruz kalmaz. “”
Birkaç hafta önce Ataköy’e yeni gelen bir sokak köpeğine takıldı gözüm. Geldiğinden beri hayranlıkla bakıyorum ona. İmreniyorum. İnsanların nasıl sevgiyle, şefkatle davrandığını görünce köpek olası geliyor içinden.
Annem bu düşüncelerimi bilse ne yapardı acaba! Bunu düşünmek bile istemiyorum.
Annem sağ olsun hiç hazzetmezdi köpeklerden. Hayvan düşmanı değildi kesinlikle ama ilgilendiği hayvanlar tavuk ve eti için beslenen büyükbaş hayvanlardı. Ama söz konusu köpek olunca annem çok kızardı. Mesela ben belli bir yaşa kadar köpek düşmanı olarak büyüdüm; köpek ‘’haramdı.’’ Ona dokunduğun zaman elini sabunla yedi defa yıkaman gerekirdi. O yetmedi gusül abdesti almalıydın, hızını alamazsan hacca gidip tövbe bile etmen gerekebilirdi anneme göre.
Bir köpek gördüğünde öyle bir tepki gösterirdi ki, köpek gökyüzüne doğru patilerini açıp ‘’Allah’ım neden beni bir köpek olarak dünyaya gönderdin!?’’ diye Tanrıya serzenişte bulunurdu; ama gökten hiçte öyle kemik falan yağmıyordu.
Sadece annem değil mahalledeki herkes annem gibi düşünüyordu, bu yüzden Mardin’de ki bütün köpekler bir insan tarafından çene altlarından sevilme özlemiyle ölüp gitmişlerdir. (Reenkarnasyona inananlar bir daha dünyaya insan olarak gelme ümidiyle öldüler.)
Ataköy’de ki kadınlar annemin köpekler hakkında böyle düşündüğünü bilse ne yaparlardı acaba! Bunu düşünmek bile istemiyorum.
Ataköy değil de Tarlabaşı’nda olsam böyle imrenmezdim köpeklere, ne gerek var, köpek olmanın yanı sıra birde taş atılıp, kuyruğuna teneke bağlanıp, tekmelenip ‘’hayvan’’ muamelesi görmek var; e Ataköy’de insanlara gösterilmeyen haklardan yararlanmak dururken, neme lazım başka bir canlı olmak Türkiye’de…
Bir kaza geçirsen Allah muhafaza o an ölmedin etrafına toplanan meraklı insanların ilk yardımıyla gidersin öbür tarafa, olmadı ambulans gelmez ölürsün. Hadi diyelim Allahtan yanında silah taşıyorsun da kimseyi yaklaştırmıyorsun yanına yardım etmesi için ve canını kurtardın. Hadi yine es kaza o an çok şanslısın oradan bir ambulans geçiyordu seni sağ salim çıkarıp hastaneye götürdüler. Ne malum birkaç kaburgan hafif kırıkken doktorun sana böbrek ameliyatı yapmayacağı. Masada kalsan birde domuz gribinden öldü diye haber olursun bu günlerde.
Dikkat et, asıl kazadan sonra başlıyor büyük tehlikeler. O yüzden kaza geçirdiğinde ‘’bana köpek muamelesi yapın!’’ diye bağıracaksın. Daha az tehlikeli oluyor.
Ama Ataköy’de köpek olsan insanların tanık olmadığı, görmediği haklardan yararlanırsın.
Anında doktordasın, okşanarak tedavi edilirsin. Hemen sonrasında da sıcak bir yuva ve tapılası bir ilgiyle yaşamını sürdürürsün.
Her sabah sırt çantasına pirzola, ciğer, özel kedi köpek yiyecekleri dolduran insanlar var, gelip elleriyle besliyorlar Allah hepsinden razı olsun.
Anneme bir köpeğin zannettiği gibi korkulacak bir şey olmadığını anlatmak epey güç. Annemin Ataköy’de köpeğine özel ilgi ve alaka gösteren bir insana köpeğin dokunulmaması gereken korkunç bir yaratık olduğunu anlatması çok tehlikeli…
Ben köpeklerin kucağa alınmadığı, gerdanlarından okşanmadığı bir yerde büyüdüm ne yapayım ve şimdi bu ülkede insanlara gösterilmeyen muamelenin köpeklere gösterildiğini görmek ve bunu idrak etmek uzun bir zaman aldı itiraf ediyorum.
Şimdi bana köpek olmak veya insan olmak arasında seçim şansı tanınsa elbette insan olmayı isterim tekrar ama yinede imreniyorum Ataköy’de ki sokak köpeklerine. Çünkü ona sağlanan şartları ve gösterilen ilgiyi ben bir insan olarak hiçbir yerde görmedim.
O yüzden köpek olmayı istemek kendine hakaret değil benim için.
Hayattan anladığım kadarıyla da köpekleşmektir yaşamak.
Zira birine aşık olur ona köpek gibi bağlanırsınız.
Zaman olur yaptığınız hatalardan dolayı köpek gibi pişman olursunuz.
Ya kapısında köpek olursunuz birinin
Ya da köpek muamelesi yaparsınız birine.


