Anadolu'nun Çocukları
Her biri bir tutam günestiler
Aydinlik
Karanliklari kovalayan
Günesi balcikla sivamaya kalkisanlarla
Savasmaya adamislardi ömürlerini…
Her biri bir tutam kor atesti
Kötülükleri kül etmeye
Virüs gibi cogalan cahilligi
Kökünden sökmeye yeminli…
Simisicak yürekleri
Yoksulluklarina
Sahipsizliklerine inat
Halklarina uzanmisti elleri
Dokunuyorlardi
kucakliyorlardi
sariyorlardi
yaralarini halklarinin…
Üsümesin istiyorlardi cocuklar…
Cigdem Sahin
Hala Almanya`dayim… Almanya izlenimlerime devam edecegim elbette ama Türkan hocanin ölümü önceligimi degistirdi… Bir insan, hayatini insanlarin iyilesmesine, sagliklarini kazanmasina adamis bir insan; bir kadin, kizlarin hala okutulmadigi bir ulkede köy köy dolasip bu yavrucaklarin aydinliga tasinmasina kendini adamis, sevdalanmis bir kadin… Bu nasil bir vicdandir, bu nasil bir insaftir ki bu insani ülkesine ihanet etmekle sucluyabiliyor birileri…
Böyle ihanet edenlere canim kurbandir benim… Eger ihanetler aydinlik doguracaksa, cahilligi yok edecekse, yoksullukla savasacaksa, halkini ileri götürecekse, böyle ihanetlere canim kurbandir benim…
Ihanetler halka yapilirsa ancak ortada bir sorun vardir; ihanetler aydinliklara, cahillikten kurtulmaya, bilinclenmeye, bilgilenmeye, ilerlemeye karsi yapilirsa, ortada bir sorun vardir…
Düzeni kendi istedigi gibi yönetmek isteyen bir avuc cikarci, statükocu azinliga karsi yapilan her ihanet, ihanet degil devrim olabilir ancak…
Buraya geldigimden beri bir kitap okuyorum… Öyle hüzünlü, öyle yaralayici bir kitap ki, bir ülke halkinin gelismesinin nasil bu kadar karsisinda olabilir; ülkesini ileri tasimak isteyen evlatlarina nasil bu kadar hor, acimasiz davranabilir diye düsünmekten alamiyorum kendimi…
Kitabin adi `Anadolu`nun Evlatlari`… Bu kitabi, Türkiye`de ilerici düsünceleriyle yarattigi tartismalar yüzünden barindirilmayan aydinlarimizdan, uluslararasi taninmis ressam, yazar, cevirmen, sanat tarihi uzmani ve dil arastirmacisi Aydin Karahasan imzalayarak armagan etti bana. Ona cok tesekkur ediyorum hayatimda aldigim en degerli hediyelerden birini verdigi icin bana…
Kitap bir `sözlü tarih` calismasi niteliginde. Kitabin yazari Kemal Yalcin`da ülkesinde barindirilmayan ve yüregini Türkiye`de birakarak yurt disina cikmak zorunda kalan aydinlik, ilerici insanlardan biri. Kitap Kemal Yalcin`in buradaki 36 göcmen aileyle yaptigi sözlü tarih calismasindan olusuyor. Bu ailelerin ülkeleri icin verdigi mücadele, halklarini aydinlatmaya calismalarinin tehlikeli görülmeye baslanmasi ve baski altina alinmalari, tutuklanmalari, iskence görmeleri, hayatta kalabilmek icin yurt disina kacmalari süreci ve sorasindaki yoksunluklar, acilar, hüzünler, özlem dolu günler, yarim kalmislik duygusu ve tamamlanmamis hayatlari üzerine bir deneme Anadolu`nun Evlatlari…
Bu kitabin bütününü özetlemem mümkün degil tabii ki, ama iclerinden bir hikaye var ki hem isyan ederek hem aglayarak okudum…
Bu hikaye Enver hoca ve hayat arkadasi, ölene kadar onun isigina tutunmus, tutkun olmus karisi Isilay Karagöz`ün hikayesi… Iskenceye dair cok sey okudum ama bu insanlara yapilanlar, bu insanlarin cektikleri bir baska etkiledi beni… Nedenini birazdan siz de anlayacaksiniz…
Enver Karagöz 1948 yilinda Artvin`in Savsat ilcesinde dogmus. Okumus, ögretmen olmus, hayatini ögrencilerine, halkina, aydinlanmak isteyen herkese isik sunmaya adamis bir Anadolu Aydini…
O dönemleri Kemal Yalcin`in anlatimiyla aktariyorum kitaptan:
`´Dünya`da ve Türkiye`de rüzgarlarin soldan estigi bir zamandi. Türkiye kabina sigamiyor, kendine yeni bir yol, yeni bir düzen ariyordu. Yer yerinden oynuyordu. Devrim sarkilari söyleniyordu sehirlerde, ovalarda, daglarda. Yeni bir dünyayi; ekmek, gül ve hürriyet günlerini kurabilmek icin isciler, gencler, devrimciler disini tirnagina takmis ugrasiyorlardi… Türkiye baska bir Türkiye idi o zamanlar. Gencler okuyor, arastiriyor, düsünüyor, yaziyor, örgütleniyordu. Enver Karagöz O genclerden biriydi. Hem okuyor, hem yaziyor, hem haykiriyordu gür sesiyle! Iyi bir örgütcüydü, özü sözü bir devrimci gencti. Kendinden cok seviyordu yurdunu, topragini, insanlarini.
Ögrencilik yillarinda olsun, ögretmenlik yillarinda olsun toplantilarda, mitinglerde, gösterilerde siirler okurdu. En sevdigi sairlerden biri Nazim Hikmet`ti. Nazim Hikmet`ìn siirlerini sadece okumaz, yasardi, yasatirdi… Enver`in sesi, dinleyenlerin damarlarindan girer, akar giderdi taa akla ulasana kadar...`´
Ve biliyor musunuz 12 Eylül 1980 darbecileri ona nasil bir iskence yaptilar; aklinizin alamayacagi bir yöntem uyguladilar; parmak uclarina, meme uclarina, cinsel organina verilen elektrikler ise yaramayinca, falakadan taban etleri dökülüp kemikleri görüldügü halde yoldaslarini satmayinca, iskenceden kendinden gectigi bir sirada, agzini kasikla acarak bogazindan ve burnundan kaynar su döktüler Enver Karagöz`ün, onu sonsuza kadar susturmak istediler…
O gürül gürül, adaleti, esitligi, kardesligi, insanca yasamayi haykiran sesi böylece susturulmak istendi… Nazim`i ve bütün seslendirdigi o insana, sevdaya, hürriyete dair güzel insanlik siirlerini bu sekilde susturmak istediler… Ögrencilerine anlattigi aydinlik gercekleri bu sekilde engellemeye calistilar; bir halki cahil birakmak ve rahatca sömürmek icin her türlü iskenceyi yaptilar ona…
Enver Karagöz bogazina dökülen kaynar su yüzünden girtlak kanserine yakalandi ve sesini kaybetti…
Hikayenin bu bölümünü yine kismen `Anadolu`nun Evlatlari` kitabindan aktariyorum:
´´Enver hoca bogazinin yakilmasindan sonra girtlak kanseri oldu. Hapisten cikti. Tedavi icin Almanya`ya geldi. Almanya`ya iltica etti. Tedavileri araliksiz devam ediyordu. Bazen bir lokma ekmek, bir damla su bile gecemedi bogazindan. Ama Enver hoca direndi. Kanseri yendi. Ses tellerini, sesini kaybetmisti. Derinden gelen cok kisik bir sesle, zorlanarak konusabiliyordu.
Gene siirler yazdi
Gene siirler okudu
Susmadi…
Esi her zaman kol kanat gerdi kocasina. Burada hemen bir anekdot vermek istiyorum, Isilay Karagöz, Enver Karagöz`ün calistigi okulda ögrenci, ama Enver hoca derslerine girmiyor; o herkesten öyle cok duyuyor ki Enver hocanin methini, derslerinin nasil aydinlik gectigini, nasil güzel siirler okudugunu; merak edip bir gün giriyor dersine ve o gunden itibaren asik oluyor Enver Karagöz`e ve hayat boyu süsüyor sevdasi, ölene kadar ve sonrasinda…
´´Anadolu´nun Evlatlari´´ kitabindan devam edelim…
´´Biricik kizi Ceren ve biricik oglu Cemre sevgiyle, saygiyla, anlayisla sarildilar babalarina. Bunun zorluklarini, bunun onurunu yasayan bilir ancak… Elveda! Bile diyemeden ayrilmisti kendini hem var eden hem de kahreden topraklardan. Sucu insan olmakti! O tutarli bir devrimci, dürüst bir yurtsever ve yilmaz bir insan haklari savunucusuydu. Sucu, yurdunu özünden cok sevmesiydi! Ugruna ölümlere gidip geldigi yurdundan ayrilmak ölümden de beterdi.
Yurt özlemini, vatan hasretini yasayanlar bilir. Dagini, tasini, günesini, ayini, gülünü, dikenini özler insan. Tas yerinde güzeldir! Acan cicekler meyveye durmaz hic bir zaman hatiralar icinde… Enver hoca tam 18 yil gidemedi Türkiye`ye! Yollar ona kapali, gökyüzü ona yasakti! Uzun yillar sürdü yurduna giden yollari acabilme ugrasi. Avukatlar, dosyalar, arastirmalar, incelemeler derken yillar gecti. Nihayet 2004 yilinda Türkiye´ye gidebilme imkani dogdu.
Avukati ´´Türkiye`ye giriste seni göz altina alabilirler. Ama merak etme! Cabucak birakirlar. Ben de seninle olacagim!´´ demisti. Buyuk bir heyecanla, 18 yil aradan sonra Istanbul Atatürk Havaalani`nda ayaklarini kendi topragina basmisti. Etrafina bakti, Istanbul ile göz göze geliverdi.
Derelerden sel gibi, tepelerden yel gibi gecmisti zaman! Pasaport kontrolündeki polis ´´Siz biraz bizimle geliniz ´´ dedi. Once Havaalani Polis Karakolu, sonra Terörle Mücadele Subesine götürdüler. Sorgulama basladi. Sorgulamada bulunan polis yetkililerinden biri
´´Beni tanimdanim mi`´ dedi ezilerek.
´´Tanimadim`´ dedi Enver hoca. anlamisti oysa karsisindakinin kimligini.
´´Nereden taniyayim gözlerimi mi actiniz´´ diye yanitladi.
Karsisindaki kendini anlatti:
´´Ben Artvin`deki sorgulamanda bulunmustum´´
Enver hocanin bogazina kaynar su döken iskencecilerden birisi karsisinda duruyordu.
Iskenceciler hala isbasindaydi!…
Enver hoca, Savsat`ta dünyaya gelmisti. Almanya`da ayrildi dünyadan! Dogdugu topraklara `Elveda` bile diyemeden, ömrüne doyamadan, özledigi günleri göremeden, sessizce yumdu gözlerini cok sevdigi hayata!
Ey ANADOLU! Seni cok seven bir evladin geldi gecti bu dünyadan ! Haberìn oldu mu´´
Beni cok etkilyen, yüregimde firtinalar yaratan son bir anekdot daha sunmak istiyorum size Enver Karagöz`le ilgili…
Cenazesenide geciyor bu konusma…
Ceren basliyor babasini anlatmaya:
´´Babami cok seviyordum. Ben bildim bileli babamin sesi kisikti. Daha üc dört ay kadar önce, teybe bir kaset koydu. Gür bir ses
´´Yasamak bir agac gibi tek ve hür, bir orman gibi kardescesine!´´ diye siir okuyordu. Teybi durdurdu.
´´Bu sesi tanidin mi? dedi kisik sesiyle
´´Hayir´´ dedim
´´Bu ses babanin sesidir!´´ dedi
Icimde bir isyan atesi yükseldi. Kim, nicin, neden almisti babamin sesini! Bir insana bu yapilir miydi. Göz yaslarimi tutamadim, sarilarak agladim babama…
Enver Karagöz ´´Bir agac gibi tek ve hür, bir orman gibi kardescesine´ yasanan bir ülke ve dünya özlemiyle yasamisti. O günleri göremeden, gözleri acik gitti bu dünyadan…
Onun en cok sevdigi ve hayat arkadasi Isilay Karagöz`ün o siiri okurken kendisine asik oldugu Ahmet Arifìn `Anadoluyum ben taniyor musun?` siiriyle nokatalamak istiyorum bu devrimci Anadolu cocugunun öyküsünü… Ve onun icin, Türkan Saylan icin, aydinlik Anadolu mücadelesi veren tüm devrimci, ilerici yürekler icin buradan onurla tekararliyorum Ahmet Arif´ìn dizelerini…
Anadoluyum ben taniyor musun
________________________________________
Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Anan dünkü çocuk sayılır,
Anadolu'yum ben,
Tanıyor musun ?
Utanırım,
Utanırım fukaralıktan,
Ele, güne karsı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanim kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Sairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir basıma,
Bir basıma ve uzak.
Biliyor musun ?
Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne sultan Murat ne Yavuz
Göçüp gitmişler, gölgesiz !
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun ?
Nasıl severim bir bilsen.
Koroglu'yu,
Karayilan'i,
Meçhul Asker'i...
Sonra Pir Sultan'i ve Bedrettin'i.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kursun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan is ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasıl yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Her biri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin goncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?
Ahmet Arif


