AB Seçimlerinin Büyük Galibi 'Katılmayanlar'
Paris - Avrupa Birliği’nin 27 üyesinin kayıtlı 388 milyon seçmeni 4-7 Haziran tarihleri arasında Avrupa Parlamentosu’nun 736 vekilini belirlemek üzere sandık başına davetliydi. Ülkesine göre değişen bir takvimle oy kullanan Avrupalılar 5 yıllığına yeni temsilcilerini belirlediler. Dün akşam tamamlanan ancak henüz resmileşmeyen sonuçlara göre seçimlerin galibi, seçime “katılmayanlar”dı. Başka bir deyişle Avrupalılar yıllar geçtikçe “Ortak Avrupa”nın kaderine giderek daha kayıtsız kalıyorlardı. 2004 yılında yüzde 54,6 olan katılmama oranı 2009’da yüzde 56,45’e yükselmişti. Bu oran Çek Cumhuriyeti, Polonya, Romanya, Slovakya (yüzde 80) ve Slovenya’da yüzde 70’i aşmıştı. Eğer “zafer” kazanan bir kesim varsa o da şüphesiz “Avrupa kuşkucuları” veya “Avrupa umursamazları”ydı.
xxx
Seçmen sandıklarından çıkan iradeyse diğer kazançlıların geleneksel sağcı hareketler ve çevreci Yeşiller olduğu konusunda tüm siyasi gözlemciler hemfikirdi. Hatta sağcı ve “tarafsız” basına bakılırsa Avrupa’nın “Tutucu” siyasi bloğu, Avrupalı Hıristiyan Demokrat, tutucu, sağcı partileri bünyesinde toplayan “Avrupa Halk Partisi” (AHP) grubu “zafer” bile kazanmıştı. Fakat sonuçlara daha yakından bakıldığında Avrupa çapında belki “milliyetçi ve gerici” fikirler güç kazanmıştı, fakat manzara sanıldığı kadar karanlık değildi. Başta Almanya, Fransa İngiltere, İspanya ve İtalya’da olmak üzere “zafer” kazandığı ileri sürülen geleneksel sağın yeni vekillerini topladığınızda 736 Avrupa Parlamentosu koltuğundan 264 ile 267 arasında bir rakama ulaştığı görüyorsunuz. Daha önceki parlamentoyu oluşturan 785 kişiden 288’nin AHP grubundan olduğunu, “muzaffer” lerin 288’den 267’ye düştüğünü hatırlatırsak belki genel tabloya ihtiyatlı ve soğukkanlı bir bakışın daha gerçekçi bir tavır olduğunu anlarız. AHP’nin aldığı oy oranı Avrupa çapında yüzde 36,69’dan yüzde 36,28’e düşmüştü.
Avrupa’da şu anda iktidarda olan Berlusconi, Merkel ve Sarkozy gibi çok tartışmalı büyük liderler “ceza” beklerken hemen hemen normal taban oylarını aldılar. Berlusconi yüzde 40 hedeflerken yüzde 35,6, Merkel yüzde 37,9 (2004’te yüzde 44,5), Sarkozy yüzde 27,9 (2004’te merkez sağ ortaklarıyla yüzde 29,7) alıyordu. AB’de krizin en şiddetli çarptığı İspanya ve İngiltere gibi ılımlı sol, sosyal demokrat kılıflı iktidarlarsa gerçekten seçmenleri tarafından cezalandırılıyorlardı. Avusturya, Bulgaristan, Hollanda, Macaristan, Romanya gibi küçük AB ülkelerinde aşırı sağ ve milliyetçiler güçlenirken Danimarka, Malta, Slovakya ve Yunanistan’da sol muhalefet ön plana çıkıyordu.
Fransa Özeli ve Yeşiller
Sol cephede gerçek başarıyı ise bütün dünyada popüler bir toplumsal taban kazanmakta olan çevreci hassasiyetli siyasi yapılanma, Yeşiller hareketi kaydediyordu. Sayıca küçülen AP içinde 2004’te 43 olan vekil sayılarını şu anda en azından 52’ye çıkartan Yeşiller bu gelişmenin en çarpıcı kanıtını Fransa’da yaşattılar. Ülkede 2004 AP seçimlerinde yüzde 7,4 alan Yeşiller 2007 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 3,3’e kadar düşmüşlerdi. Bu kez 68 Mayıs Hareketi lideri Daniel Cohn-Bendit’nin başını çektiği “Avrupa Ekoloji” isimli liste, bünyesine kattığı Norveç kökenli ünlü Fransız yargıç Eva Joly ve dünyadaki Alternatif Küreselleşme hareketinin öncülerinden José Bové’nin içinde olduğu bir grup önemli militan isimle Fransızları gerçek anlamda Avrupa sorunlarına iten hareket oldu. “Çevreci ve Sosyal” bir AB’nin yalnızca AB, Avrupa için değil dünya için ne denli olduğunu, 9 ay önce başladıkları uzun bir seçim kampanyasında işleyen Yeşiller, Fransız siyasi tarihinde görülmeyen bir başarıya imza attılar. Az bir farkla Sosyalistlerin gerisinde kalan “Yeşil-Kızıl Dany” ve arkadaşları 14 Avrupa vekili ve yüzde 16,28 ile ülkenin 3. büyük siyasal gücü konumuna yükselirken, öncelikle AB içersinde yeni bir “Sol Kanat” anlayışı ve işbirliğini başlatmak istediklerini açıkladılar.
xxx
Son yıllarda gelişen Fransız radikal sol muhalefetinin içerisinden doğan yeni “Sol Cephe” ise eski solculara belli bir umut verdi. Fransız Komünist Partisi’nin öncülüğünde Sosyalist Partisi’nden kopan Jean-Luc Mélenchon’un kurduğu Sol Parti ile oluşturulan Sol Cephe belli bir dinamizm yaratmayı başardı ve yüzde 6,3 oranında oy toplayarak, AP’ye 4 vekil yollamağa hak kazandı. Buna Réunion adasından kazanan bağımsız komünist bir vekili de katmak gerekir. 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin popüler adayı, troçkist Yeni Antikapitalist Partisi NPA’nın lideri, sol birliğe yanaşmayan Olivier Besancenot yüzde 4,8 ile, diğer troçkist hareket İşçi Mücadelesi ise yüzde 1,3 alarak AP’ye temsilci yollayamadılar.
xxx
Ana muhalefet partisi Sosyalist Partisi ve Sarkozy karşıtlığında medyatik şampiyonluk için yarışan muhalif merkez sağ hareket MoDem ve lideri François Bayrou, bu seçim sınavının en ciddi kayba uğrayanları oldular. Ne kendi içinde yeterince birlik sağlayan, ne de alınması gereken radikal tavırları takınamayan sosyalistler tarihlerinde pek tanımadıkları bir hezimete uğradılar. Avrupa hakkında da yeterli bir alternatif proje üretemeyen sosyalistlerin yeni liderleri Martine Aubry ve arkadaşlarının son anda gayretleri pek para etmedi. 2004’te yüzde 28,9 oy ve 31 koltuk toplayan Fransız sosyalistleri yüzde 16,48’lik skorlarıyla ancak 14 Avrupa vekilliği edinebildiler.
Çok iddialı liberal MoDem ve 2007 başkanlık seçimlerinde yüzde 18,56’lik bir düzeye ulaşan François Bayrou bu kez yüzde 8,45 ile ancak 6 koltuk edinebildi. Bayrou Avrupa konuşmak yerine yalnızca katı bir Anti-Sarkozy söyleme girmiş olmasının bu sonuçta etkili olduğu ileri sürüldü. Aşırı sağcı-milliyetçi Jean-Marie Le Pen’in Milliyetçi Cephesi (FN) 2004’e oranla yaklaşık üçte birlik bir oy kaybıyla Avrupa vekili sayısında 7‘den 3’e düşerken, liderliğini Philippe de Villiers’nin yaptığı diğer dinci/gelenekçi-hakimiyetçi sağcı MPF/Libertas partisi de 3 yerine 1 vekilini AP’ye sokabildi.
xxx
Dolayısıyla Fransa’da genel hatlarıyla ve toplu rakamlara bakıldığı zaman sol ve sağın bir kez daha yüzde 46’şarlık bir dağılımla eşit oy potansiyeline sahip olduğu tekrarlanmış oldu. Güçler dengesinde sayısal olarak değişen bir şey yok. İktidar nitel gücünü, iktidarını güçlendirmiş konumda. Bundan sonrasını belirleyecek olan Sarkozy’nin sözüm ona reformlarına kitlesel direnişlerde “Sol Kanat”ın ne denli öncülük ve bütünlük içinde hareket edebileceği; ne denli yeni bir tutarlı, muhalif “Toplumsal Proje” üretebileceği...


